TANRI DEĞİL İNSAN LİDER

Tarih
01 Ocak 2025
Okuma süresi
~4 dk

YAZAN: Hande KEYKUBAT

Aslında sevilen bir lideri ya da bir rejim kurucusunu gözümüzde kutsallaştırmak, neredeyse bir Tanrı konumuna getirmek, Ortadoğu coğrafyasında çağlar boyunca yerleşmiş bir eğilim. Tanrılaştırılmış liderler arasına, kendisi istemese de Atatürk de dahil olmuştur şüphesiz. 23 yıllık iktidarı boyunca Erdoğan'ı da neredeyse tapınılacak konuma getiren ya da onu her türlü kötülükten, her türlü hatadan münezzeh kılan insan sayısı hiç de azımsanamayacak kadar fazladır. Bir bakan ya da bürokrat yanlış bir işe imza attığında, "Ah Beyefendinin bir haberi olsa bunlara pabuç mu bırakır!" diyen pek çok AKP seçmeni hâlâ var çevremde. "Yahu onun haberi olmayacak da bizim mi haberimiz olacak! O zaman o nasıl bir yönetici, nasıl bir lider!" dediğimizde ise, "Canım nihayetinde onun altında çalışan pek çok insan var. Ülke için o kadar çalışıyor. Her şeyi de takip edemez ya!" diyerek onu canla başla savunuşları ister istemez bende hem bir acıma tebessümü hem de öfke yaratıyor aynı anda... Öyle ki, kendileri hata yapar, reisleri, hâşâ! "Karımı onunla yakalasam onda değil karımda suç bulurum" diyen herifi hatırlarsınız... Ya da "onda bütün üstün vasıflar bir arada toplanmış, o bir Peygamber gibidir" diyen diğer herifi... Bir insanı bu kadar Tanrılaştıran, her türlü hatadan ve kötü işten arındıran insanlara güvenmek risklidir ama. Bu da unutulmamalı... Bu insanların kişiliği zayıf olduğu için, her türlü telkine göre yön değiştirme ve pozisyon alma eğilimleri de bir o kadar güçlüdür. Bugün sana taparlar, yarınsa kendi elleriyle ateşe atabilirler... Bir zamanlar adeta insanların pamuklara sarıp yücelttiği kimi Tanrısallaştırılmış liderlerin güçlerini yitirdiklerinde linç edilerek öldürüldüğü ya da kaçmaya zorlandığı unutulmamalıdır. Yani bu tür liderlerin kendi zayıf kişilikli kaypak seçmenlerine değil onları insan yerine koyan, gerektiğinde de onlara muhalefet eden biz kişilikli, iradeli insanlara güvenmeleri gerekir...

Bununla birlikte, bu aralar öyle bir lider doğuyor ki, insana dair tüm özellikleriyle duruyor aramızda. Gülüyor, ağlıyor, kızıyor, hata yapıyor, zaman zaman insanları da azarlıyor, sonra eleştirildiğinde özür diliyor, kimi zaman belâgatin şehvetine kapılıp uzun ve iddialı konuşuyor, biri bu tutumu eleştirdiğinde "haklısın dikkat etmeliyim" diyebiliyor... Gözü en yüksek makamda ya da ayrıcalıklarda, parada pulda değil... Kendinin ve ailesinin istikbali zaten belli bir güvence altında... Daha fazla bir şey istemeden ülkesi için elinden geleni yapmaya, sahada koşturmaya çalışıyor... Evet, Özgür Özel'den bahsediyorum... CHP'nin genel başkanı olarak seçildiğinde, onun başarılı bir genel başkan olabileceğinden şüphe eden insan sayısı hiç de az değildi, ama gitgide daha fazla insan onun başarılı olabileceğine inanmaya başladı. Bunu iktidar da görüyor hatta. O yüzden nüfuzunu kullanarak CHP'nin ve Özel'in yoluna her fırsatta taş koyuyor. Taş koydukça Özel'in dirayeti ve azmi artıyor. Halk da iktidarın bu bilinçli engelleme çabalarını daha net şekilde görmeye başlıyor...

Gülşah Durbay'ın cenaze töreninden önce konuşurken, 6 ay önce vefat eden ve eliyle defnettiği Ferdi Zeyrek'i de anarak hem kardeşini hem de evlâdı gibi gördüğü bir insanı 6 ay arayla kaybetmiş olmanın fazla ağır olduğunu, artık dayanacak bir yanının kalmadığını, bir dahaki sefere bir şey olacaksa kendisine olması için, başka bir sevdiğine olmaması için yalvardığını söyledi... Ferdi Zeyrek'i defnederken mezarın içine kadar girdiği görüntülerini sanırım herkes hatırlıyor... Tüm bu sözler, bu gözyaşları, bu hareketler o kadar çarpıcı ki, hepsi bizim gözümüzün önünde gerçekleşiyor. Özel kürsüde gözyaşlarıyla konuşmakla ya da elini tabuta koyup fotoğraf vermekle yetinmiyor. Acıyı hepimiz gibi, hepimizle birlikte yaşıyor... Denetim eksikliği nedeniyle meydana gelen bir maden kazasından sonra sahaya madenci çizmesiyle giderek fotoğraf veren bir bakandan kesin çizgilerle ayrılıyor bu yanıyla... Yaptıklarını ya da söylediklerini siyaseten ya da ustaca bir P&R kurgusu olarak yapmak veya söylemek kesinlikle mümkün değil. Ben Tanrı değilim vurgusunu o kadar yalın ve güçlü şekilde yapıyor ki, "Allah'ım başka bir şey olacaksa artık benim canımı al!" diyor. Tıpkı evlâdını kaybeden bir babanın acı dolu teslimiyeti gibi... İşte tüm Ortadoğu'nun tanışması gereken bir liderlik tarzı bu ve İmamoğlu'nda bile değil Özgür Özel'de var bu tarz liderlik. Ancak o zamandır ki, züppe bir diplomat çıkıp herkesin gözünün içine baka baka "Ortadoğu'da en iyi işleyen yönetim sistemi, başında hayırsever bir liderin olduğu monarşilerdir" diyemez arsızca. Karşısında onu Persona Nongrata ilân edecek devletler olur o zaman... Çünkü lider, sihirli değneğiyle dokunup her şeyi düzeltecek, insanlara sadaka bahşedecek, halkını vatandaş değil tebaa olarak görecek bir kahraman değildir. Hepimizle birlikte yaşayan, insani vasıfları ve vicdanı güçlü, hata yapsa da bu hatalardan ders çıkaran, vatandaşları için çalışan ve onları kendi iradeleriyle iyi vatandaşlar olmaya yönlendiren, kendi refahının ve mutluluğunun ancak vatandaşlarının refahıyla ve mutluluğuyla doğru orantılı olduğunu bilen, ülkesini dünya çapında prestijli ve ağırlıklı bir konuma getirmek için, onu tam bağımsız ve oyun kurucu yapmaya çalışan kişidir... Ona tapılmaz. Onunla birlikte yürünür ve birlikte hedefe varılır...

Sakın ha Allah senin canını falan almasın sevgili Özgür Özel. Her yaptığın doğru değil elbette, ama liderliği en çetin derslerle öğrenmek zorunda bırakılıyorsun ve kuşkusuz ki doğru yoldasın... Tanrı değil insansın... Yapay şekilde üretilmiş pürüzsüz, kusursuz bir taş değilsin. Senin değerin doğal olarak barındırdığın pürüzlerde ya da asimetrilerdedir... Seni kendi istedikleri şekle ve renge getirmek için acımasızca hırpalasalar da bu ancak seni daha güçlü ve dayanıklı kılmaya yarayacak... Bizlerin görevi, seni bir uçurumun dibinde bir köşede unutturmalarına izin vermemek, seni her düşürmeye çalıştıklarında sıkıca tutmak olmalı...

TANRI DEĞİL İNSAN LİDER