UMUTSUZ OLMAYIN DOSTLAR!

Uzun, ağaçlarla kaplı bir kırsal yolun ortasında yürüyen bir kadın. Kamera, kadını arkadan göstermiş; yol dümdüz ilerleyip ufukta daralarak kayboluyor. Kadın, ayak bileklerine kadar uzanan mavi–beyaz desenli, kolsuz bir elbise giymiş. Başında beyaz, kenarları kıvrık bir şapka; saçları açık kahverengi ve omuzlarına kadar uzanıyor. Ayağında pembe veya kırmızı tonlarında düz tabanlı ayakkabılar. Yolun iki yanında kalın gövdeli, yüksek çam ağaçları sıralanmış; gövdeleri gri-kahverengi, dalları yukar

Yazan:Yayla BOZTAŞ


Mutlu yaşamak için doğanın keyfini çıkarmayı bilmelisiniz. Özellikle sabahın erken saatlerinde, doğa kirletici, hayvan tekmeleyici, tat kaçırıcı bazı insanlar sokaklara dağılmadan, kara dumanları savuran, gürültüleriyle sizi serseme çeviren araçlar yollara dökülmeden siz yollara düşün ne olur.!

Ben öyle yaparım. Doğanın, en saf, temiz saatinde atarım kendimi sokağa. Ağaçlarla konuşarak, insan fizikleri kadar çeşitli ağaçlara hayranlıkla bakarak, onları okşayarak yürürüm.

Bütün insanlarda bulunan iki göz, iki kulak, bir ağız, bir burun… Birbirine hiç benzemeyen milyarlarca insan. Sarışını, esmeri, uzunu, kısası, saymakla bitmeyecek insan özellikleri. İnsanlar, insancıklar…

Güzel çirkin nitelemesi yaparken aklım son yıllarda sokaklarda gördüğüm genç kızlara, kadınlara gitti. Ben herkesin kendine göre burnu olduğunu sanırdım. Oysa artık sokakta gördüğüm bütün burunlar aynıymış, dudaklar hep karşısındakini öpecek gibi boşluğa uzanmış. Esprili bir komşunun söylemi yalnızca güldürmüyor aynı anda düşündürüyor insanı. Bitişiğindeki apartmanın balkonuna çıkan evin genç kızı için “Ay sormayın kız kendi balkonunda ama dudakları bizim balkona kadar uzanmış!”

Acaba bu estetik düşkünlüğü kendini göstermek, güzelliği baş tacı etmek için mi bu kadar arttı? Varlığını kanıtlamanın yeni bir yolu mu? Herkes dış görünüşe sarıldı. Nitelik kimsenin umurunda değil. Bazen düşünüyorum bu estetik düzeltmelerle çok çirkinleştiklerini en yakınları söylemiyor mu onlara. Ya da herkesle aynı olduklarını, özgünlüklerini yitirdiklerini.

Oturduğum evimin sokağı sağlı sollu yemek mekânları; hamburgerciler, tavukçular, kebapçılarla dolu. Bu mekanların kapılarında içeride yer olmadığı için bekleyenleri gördükçe şaşırıyorum. Hele ısmarlanan yemekleri yetiştirmek için birbirini geçmeye çalışan moto kuryeler. En azından yemek ısmarlayanlar evlerinin ortamında, gülerek, konuşarak yemek yiyecekler diye seviniyorum.

Yürüyüşlerim sırasında kafelerde kahvaltı yapan çiftleri görüyorum. Önleri yiyeceklerle dolu ama ikisi de ellerindeki telefonlara bakarak kahvaltı yapıyorlar. Camı tıklatıp “Ne yapıyorsunuz?” dememek için kendimi zor tutuyorum.

Yazımın başında erken saatlerde sabahı yaşamanın güzelliğini yazmak istiyordum, olumsuzluklar yine girdi düşüncelerimin arasına. Hep güzellik kaybediyor savaşı. Giderek artıyor çirkinlikler, yozluklar, basitlikler… Benim bir hayalim vardır, isterim ki aynı düşüncede, doğrulukta düzeyli, onurlu insanlar bir arada yaşasın ne güzel olurdu değil mi? Varsın burunları, uzun, eğri, kemikli çıkıntılı ama yürekleri aynı güzellikte, ruhları sevgi dolu, iyilikten yana insanlar…

Ne dersiniz olur mu bir gün? Umutsuzluk en büyük günahmış, siz-siz olun umutsuz olmayın dostlar. Sevgiyle.

UMUTSUZ OLMAYIN DOSTLAR!