
BAHAR GENÇLİKTİR
Yayla Boztaş, baharın güzelliklerini fark etmenin yanında, yok olan doğa güzelliklerine, savaşların etkisiyle bir türlü gelemeyen bahara vurgu yapıyor, ‘Bahar Gençliktir’ yazısında.
1949 Trabzon’da doğdu. Eczacılık okudu, kimya öğretmenliğinden 1997 de emekli oldu. Birçok dergide öykü ve denemeleri yayımlandı, EKYAZ, KYD ortak kitaplarında 2014 Öykü Yıllığında öyküleri yer aldı. Madenci Edebiyatı Öykü Yarışması Seçkisi ve daha birçok öykü seçkilerinde öyküleri derleme kitabına girmeye hak kazandı. Türk Nöroloji Derneği, Güncel Sanat Dergisi, Foça Deniz Öyküleri, ATUDER Acilin Öyküsü, Kosova Derneği yarışmalarında öyküleri ödül kazandı.
Baygenç Yayıncılığın düzenlediği Çocuk Öyküleri Yarışması’nda birincilik, kazanan Barış Çınarı aynı yayınevince kitaplaştırıldı. Mevlüt Kaplan Çocuk Öyküleri Yarışması’nda ikincilik ödülü kazandı. Nisan 2016 da ilk öykü kitabı Çayım Çiçek Kokuyor, 2019 da Sis Türküleri –Nezih-Er yayınevi tarafından yayımlandı.

Yayla Boztaş, baharın güzelliklerini fark etmenin yanında, yok olan doğa güzelliklerine, savaşların etkisiyle bir türlü gelemeyen bahara vurgu yapıyor, ‘Bahar Gençliktir’ yazısında.

‘Selvi Boylum Al Yazmalım’ Köşemizin öyküsü Yayla Boztaş’tan. Bir kadının uğradığı haksızlıkların tümünü bulabilirsiniz, ‘Ya Ben De Gidersem?’ öyküsünde.

Yayla Boztaş, selamlaştığı, doğa sevgisiyle dolu yaşlı bir kadının artık o evde olmayışını, öyle etkileyici bir biçimde anlatıyor ki diliniz tutulabiliyor, ‘Sahibinden Satılık’ yazısında.

Yayla Boztaş, işlerine gelmeyen konularda, insanların yaklaşımlarının nasıl da birden değişiverdiğini anlatıyor, ‘Hayvanlar Ve İnsanlar Üzerine’ yazısında.

Bugünlerde ne çok arar olduk gerçek sevgiyi! Kavgadan, baskıdan uzak bir yaşam bizi beklese ne kadar güzel olacak. Yayla Boztaş, çok sevdiği hayvanlardan yola çıkarak anlatıyor sevgi gereksinimimizi, ‘Sevmekle Başlayacak Her Şey’ yazısında.

Yayla Boztaş, ‘Kent Sokakları Ve İnsanlar’ yazısıyla, bizi sokakta kızdıran, hayrete düşüren olaylara götürüyor.

YAZAN: Yayla BOZTAŞ Eduardo Galeneo “Ben yürürken sözcüklerde içimde yürüyor,” demişti bir söyleşisinde. Bu cümle bana çok yakın geldi. Ben de sözcüklerimi yürütüyorum kendimle. Gördüğüm her olay, in

Yayla Boztaş, sokakta tüküren bir kadına çıkışmasından yola çıkarak kendisini eleştirmekle işe başlıyor, bakın konuyu nerelere getiriyor ‘Olmadı’ yazısında.

Yayla Boztaş, ne bizim zamanımız ne de keşkelere değiniyor. Fakat geçmişle günümüzü o kadar farklı karşılaştırıyor ki bu hoşluğu okumadan geçmemek lazım. ‘Bugünden Düne Bakış’ diyor.

Yayla Boztaş, alışveriş, dışarıda yemek yeme konularında, iletişim kuramamanın yarattığı sonuçlara değiniyor, ‘İletişimsizlik’ yazısında.

Ne kadar anlam yüklü ses sözcüğü. Yayla Boztaş yine o güçlü ve içten anlatımıyla dile getiriyor bu anlamları ‘Ses’ yazısında.

İşimize gelince dostluğundan, gücünden, etinden, sütünden yararlandığımız, işimize gelmeyince de öldürmek istediğimiz hayvanlarla ilgili samimi duygularını yazıya döken Yayla Boztaş’ın ‘Hayvanlar ve İnsanlar’ yazısında hayat buluyor düşünceler.

Sevdiklerimizin kaybı bizi hep çok üzmüştür. Her kayıp kendine has bir anı bırakır içimizde. Yayla Boztaş, ‘Sıyrılır Kalabalıktan Tanıdık Yüzler’ yazısında öylesine dokunaklı anlatıyor ki bu duyguları, sözcükler yetersiz kalıyor tanıtıma.

Yayla Boztaş, yine sokak gözlemlerini paylaşıyor, kentsel dönüşümlerin sonucu ne hale geldiğimizin resmini çiziyor, ‘Gözüme Değenler’ yazısında.

Hayvan katliamları ne yazık ki sürüyor. Bir kedinin duygularını öğrenmek isteyenler için bu yazıyı okuyabilirsiniz. Yayla Boztaş nasıl da hissederek anlatmış bu duyguları, ‘Bir Kediden Mektup Var’ yazısında.

Yolda hiç tanımadığımız insanların soru yağmuruna tutulur ve çok bunalırız. Yayla Boztaş ‘Dokunmayın Hayvanlara’ yazısında, bu sorulardan sonra sohbetin hassas noktası olan hayvanlara nasıl getirildiğini anlatıyor.

Bir zamanlar gözümüz kadar önem verdiğimiz ağaçları keser olduk. Yayla Boztaş, ‘Zeytin Ağacıyla Söyleşi’ yazısında öylesine içten konuşuyor ki ağaçla, insanların ağaçlara nasıl kıydıklarına bir kez daha şaşırmaktan kendini alamıyor insan.

Yayla Boztaş, hayallerimiz, yaşantılarımızla ilgili hesaplaşma fırsatı bulduğumuz düşlere dikkat çekiyor ‘Düşlerim ve Ben’ yazısında.

‘Selvi Boylum Al Yazmalım’ köşemizde Yayla Boztaş’ın yine o içten ve çok etkileyici anlatımıyla kaleme aldığı ‘Bahar Bizim Tek Dalımız’ öyküsünü bulacaksınız.

Bestelediği müziklerle dinlendiğimiz Chopin’i biraz daha yakından tanımak ister misiniz? Hem de Yayla Boztaş’ın o etkileyici anlatımından. O zaman ‘Chopin’ yazısı sizleri bekliyor.

“Yayla Boztaş, ‘Kent Sıcağında Kısa Bir An’ yazısında anlatıyor örneklerle Türkiye’ye değil de olaylara dikkat çekerek yaşanan rahatsızlıkları.

Yayla Boztaş, bir kedinin yaşamında yaptığı gözlemlerin kendisine hissettirdiklerini yüreğinden süzülen sıcacık bir anlatımla paylaşıyor okuyucularımızla, ‘Kara Kedicik’yazısında.

Yayla Boztaş, ‘Foça’yı Kullanma Kılavuzu’ yazısında sözel olarak beynimize kazınan doğayı yanlış yorumlama olaylarının ezberini bozuyor.

Yayla Boztaş, yine farklı ve ilginç bir gözlemiyle buluşturuyor bizi. Müzikle uğraşanların içlerindeki sesi duyuruyor bize, ‘Müzik Satamayan Adam’ yazısında.

Yayla Boztaş ‘Anne Kurabiyesi’ yazısında, anne kurabiyesine vurgu yapıyor ve anne kokusuyla bir bağ kuruyor. Gerisi de yorumlarınıza kalsın.

‘Selvi Boylum Al Yazmalım’ köşemizde Yayla Boztaş, birbirini seven çiftin başına gelenleri duygulu bir biçimde anlatıyor ‘Özlemlerini Biriktir’ öyküsünde

Evimizi temiz tutmaya özeniriz de nedense sokakta aynı davranışı yapmak zor gelir bize. Çöp toplamayla ilgili empati kurmayı da çok iyi becerdiğimiz söylenemez. Yayla Boztaş, ‘Alışıktır Bunlar Pisliğe’ yazısında yine bizlere ders verici öğretiler sunuyor.

Yayla Boztaş ‘Yazık Oldu Bana’ yazısında bozulan iletişim biçimlerine, terk ettiğimiz güzel alışkanlıklarımıza, halkımızın umursamazlığına, yok edilen birlikte yaşama kültürümüze, birbirimize saygımızı yitirmemize karşı yüreğinin isyanına ve artık bu duyarsızlık karşısında yok olmaya başlayan sabrına ne güzel vurgu yapıyor verdiği örneklerle.

Yayla Boztaş, ‘Sabahın Çağrıştırdıkları’ yazısında, sokakta mendil satan, ayakkabı boyayan insanlarla ve açlıkla mücadele eden hayvanlarla empati kuruyor o bizi sokağa götüren anlatımıyla.

Hep bir koşturmaca içinde olan insanları görürüz çevremizde. Her ne kadar huzurun çok önemli olduğunu söylesek de çoğu zaman dileklerde kalır bu arayış. Yayla Boztaş yine gittiği yerlerle ilgili çok kıymetli, bize tanıdık gelen huzur bulmayla ilgili gözlemlerini paylaşıyor, ‘Balıkçı Parkım’ yazısında.

Yayla Boztaş, parkta gördüklerini sanki biz oradaymışız gibi bir bir anlatıyor bizlere, ‘Park İnsanlar ve Ben yazısında.

Yayla Boztaş, teknolojinin getirdiği yeniliklerin yanında, unutmamamız gereken bazı anıları tazeliyor ‘Teknolojinin Unutturamadıkları’ yazısında.

Yayla Boztaş, her şey güllük gülistanlıkken, bir felaketle hayatımızın nasıl değiştiğine dikkat çekiyor, yine o duygulu ve edebi diliyle, ‘Vicdan Sızısı’ yazısında.

Yayla Boztaş, çevreye duyarlı yaklaşımıyla doğa güzelliklerine, denize ve hayvanlara karşı nasıl özensiz davrananların olduğunu dillendiriyor ‘Sözüm Meclisten Dışarı’ diyerek.

Yayla Boztaş Karsan bu sayıda da etkileyici bir yazısıyla bizimle oluyor. ‘Taşınma’ adlı bu yazıda beynimin içinde durmadan konuşurken yazıdaki karakterlerin yerine düşünmeyi de İhmal etmiyor.

‘Ya Unutamasaydık’ adlı yazısıyla Yayla Boztaş bu kez de unutmak, unutamamak üzerine kafa yoruyor fakat bazı şeyleri unutmanın iyi bir şey olabileceğini de ima ediyor sanki. Okuyalım, dinleyelim, görelim.

Yayla Boztaş ‘Ama O Elimden Tutmaz ki!’ adlı bu ayki yazısında, bir yürüyüş anındaki gözlemleriyle tutuşmayan elleri tutuşturuyor, kurumuş yüreklere yeterli olmasa da bir yudum sevgi, bir heyecan kıvılcımı göndermeyi başarıyor.

Yayla Boztaş ‘Alışverişin Dayanılmaz Ağırlığı’ yazısında, olayları öyle doğal öyle içten anlatıyor ki adeta kendinizi orada buluyor, masa masa dolaşıp anlatılanlarla iç içe geçiyorsunuz. Dahası da var ama onları da siz keşfedin artık.

Bu ay Yayla Boztaş gene bizi çok duygulu bir yazıyla karşılıyor. Yazısında Türküler Terk Etmeyin Beni diyor. Bakın bakalım bir ozan söylediği türkülerle yazarımıza neler hissettirip, düşündürüyor, öyle ki, bakış açısını nasıl da değiştiriyor.

‘Nasıl Yaşlanır Martılar?’ Yayla Boztaş’ın bu yazısında, yaşlılığın getirmiş olduğu izleri mizahi bir dille çeşitli objelere, nesnelere benzeterek bu izlerin insan üzerinde bıraktığı etkileri yumuşatma yoluyla yaşamı eğlenceli hale getirmeyi başardığına hep birlikte tanık oluyoruz. Böyle olunca da ortaya eğlenceli, düşündürücü, insanı güdüleyen bir yazı çıkıyor.

Yayla Boztaş, bir yılı daha geride bırakırken, etkili betimlemesiyle güzellikleri görmenin önemini vurguluyor, ‘Sabahın Getirdikleri’ yazısında.

Yayla Boztaş, ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’ köşemizde ‘Çayım Çiçek Kokuyor’ öyküsüyle bizlerle birlikte. O kadar sıcak, içten ve canlı bir anlatım ki öyküdeki kadının yaşadıklarını sanki yanındaymışsınız gibi algılayacaksınız.