BAHAR GENÇLİKTİR

Tarih
01 Mart 2026
Okuma süresi
~2 dk

YAZAN: Yayla BOZTAŞ


Bahar gençliktir. İnsanın duygularını kamçılayan sevgili bir dosttur. Kamçı sözcüğü her ne kadar olumsuz çağrışımlar yapsa da buradaki kamçılama iyi anlamda. O zaman coşturur demeliydim.

Gökyüzü mavi, çayır çimen yeşil, daha dört gün önce kupkuru dallarıyla köşede duran ağaç tomurcuk içindeyse coşmamak olası mı? Hele benim gibi doğa ve hayvan aşığı iseniz…

Sevgili şairim Orhan Veli’nin dediği gibi “Gün olur alır başımı giderim denizden yeni çıkmış ağların kokusunda/ Şu ada senin, bu ada benim, Yelkovan kuşlarının peşi sıra.”

İşte insan doğayı severse her şeye takılır gider böyle, benim gibi. Çimenin yeşiline, denizin, gökyüzünün mavisine, bulutun beyazına, çocukların kahkahasına, martıların çığlığına, güvercinlerin guğurtusuna…

Sokağa erken çıkmışım. İnsanlar uykunun örtüsünü atamamış henüz üstlerinden. Bütün park, çimeni, ağacı, boş kanepeleri ile benim. Güneş anne eli gibi sevgiyle okşuyor alnımı, ısıtıyor üstelik. Babasının elinden tuttuğu küçücük bir kız giriyor sahneme. Elinde kendine yakışacak küçücük bir kay kay. Salıncakta keyifle sallanıyor. Kahkahaları çınlıyor yeşilin içinde. Birden tökezlenip yere düşünce, kahkahalarını ıslatıyor gözyaşları. Gülerek geldiği sahnemden ağlayarak çıkışına üzülüyorum.

Salıncakların bulunduğu yumuşak kaplamalı zeminde bir güvercin duruyor. Omuzlarını içine çekmiş, hareketsiz… Kalkıp yavaşça yaklaşıyorum adım adım çok yavaş yer değiştiriyor. Anlaşılan hasta ya da kanadı kırık. Biraz önceki coşkum zedeleniyor. Hasta olan her canlı birbirine ne kadar da benziyor, isteksiz, durgun… Gözüm yeşil çitlerin arasından çıkan kedide şimdi. Usul usul yaklaşıyor. Niyeti belli. Hazır hareketi kısıtlanmış bir av var önünde… Ama beni hesaba katmıyor kurnaz kedicik,” ben izin verir miyim onu yemene?” diyerek kovuyorum. Onu kovarken bir yandan da vicdanım pişman ediyor beni. Ya açsa, güzel bir sabah kahvaltısına engel olmam doğru mu şimdi?

Eve gitmek istemiyorum. Duvarların sınırladığı yaşam bana yetmiyor, özgür, dingin yaşamak varken… Çevremizi saran beton yığınlarının yerinde bir zamanlar bağların, tarlaların, çayır çimenin olduğunu düşündükçe hüzünleniyorum. Biz insanların her şeyi kendileri için kullanmaları bir kez daha dokunuyor bana. Her şey yemeleri, kullanmaları, sahip olmaları için var sanki.

Tekerlekli sandalyesiyle bir adam geçiyor önümden. Gençten biri. Belki de yaşı var ama gelişememiş bedeniyle küçük görünüyor.

Farkındalığın fazla olması mutsuzluğa götürür insanı. Benim gibi… Her olumsuzluğu, yoksunluğu görmek, üzülmek, duygudaşlık yapmak çok yıpratıcı. İyi şeylerle gönenmek zor bu günlerde. Burnumuzun dibinde savaş, ölen çocuklar, yıkılan evler, ateşler içinde bir kent…Ne kadar üzücü. Ve film seyreder gibi televizyonda savaşı izleyip tabağınızdaki yemeği kaşıklamak…

Çok çaresiziz çok…

BAHAR GENÇLİKTİR