
YAZAN: Ergür ALTAN
Sevgili Yalnız Kadın,
Yalnız bir adamla yalnız bir kadın bir mektupta kavuşsun istedim birbirine. Keşke bir kahve kokusunda duyumsayabilseydik yorgunluğumuzu ve ben sana “gözlerimin dostusun” derken, aynı anda “ruhumun kardeşisin” diye seslenseydin sen de.
Yalnızlığımızın sebepleri ve sonuçları nasıl da incitiyor bizi değil mi? Unuttuk ikimiz de sevilmeyi, özlenmeyi ve incelikle seslenilmeyi.
Gece yarıları küçücük bir yastığa sarılarak uyuyorsun, biliyorum. Aynı saatlerde ben de bir bebek battaniyesine sarılarak yumuyorum gözlerimi. Ah, küçücük bir bebek battaniyesi nasıl da iyi geliyor bana uyumak için. Bir gün, avucumun içinde avucun olursa, beraber uyuyacağız seninle. Uykuda mavilenecek düşlerimiz. Ayak ucumuzda bir yastık olacak, bir de küçücük bir battaniye. Mavilenen düşlerimizde sesin karışacak sesime. Ah sesin, mavinin bütün tonlarına dolanacak iç sesimde…
Bir kadınla sevişmeyi değil, uyumayı özleyen adamlar da var; bir adamla öpüşmeyi değil, şarkılar mırıldanmayı hayal eden kadınların olduğu gibi. Ah, uzağımızdaki yakınlığız birbirimize…
Güçlü olmak dayatılıyor bize ve biz gücümüzü bize dayatılan rollerden değil, inceliklerimizden alıyoruz oysa. Ben sana bakınca turunç çiçeği kolonyasını çok seven bir kadın görüyorum; o efsunlu ellerine turunç çiçeği kolonyası tutacak bir adam mutlu edebilir seni ancak. Sen bana bakınca ne görüyorsun sahi? Hüzün kovan kuşlarına şiirler yazan bir adam elbette yalnız olacaktır ve ruhuna kendisi gibi kederli bir kadının hayalleri dolacaktır. Biz, bize dayatılan gücün sınırlarını reddediyoruz. Yaralarımıza tutunanız biz; solgunluklarımıza, dalgınlıklarımıza sarılanız. Güç böyle bir şey bizde, incinmişliklerimizle soluklanmak ve yola devam etmek küskünlüklerimizle…
Odam dağınıktır benim. Dört yaşımdan otuz beş yaşıma kadar tam on bir evde yaşadım. Şimdi otuz beşimdeyim ve dağınıklığımı dört yaşımdaki ruhumdan almışım. Senin de odan dağınık mı yalnızlığımız gibi? Durup dururken hıçkırarak ağlıyorsun ya hani, -durup dururken değil işte o halin-, izmaritlerle dolu bir kül tablasına gözyaşlarımın süzülmesi, durup dururken değil, yalnızlığımızın yalın hali…
Tam da şu anda parmak uçların sızlıyor olmalı. Niye bilmem, elimden düşüverdi kalemim tam da şu anda. Bir kalem bir sızının üzerine düşüveriyorsa ve ben kaleme dalgın dalgın bakarken, kırılıveriyorsa tırnaklarım bir anda, seni yalnız`ca ben anlıyorumdur. Eminim ki, beni yalnız`ca içtenlikle sen duyumsuyorsundur. Farkında mısın, aramızda bir kan bağı var seninle. O kan bağı ki, yaralarını öptüğümüz gün birbirimizin, can bağına dönüşecek ve geçiverecek yalnızlığımız. Sen benim şefkatimsin. Anne babadan öte bir dokunuşsun şefkatle. Ben sana ne olayım istersin? Bir mendile dolanmış bir tutam huzur olmayı dilerim parmak uçlarında senin…
Sevgili Yalnız Kadın,
Yalnız bir adamla yalnız bir kadın bir mektupta kavuşsun istedim birbirine. Bir gün yollarımız kesişirse eğer, senin sarılarak uyuduğun yastığını mutlulukla dolduracağım…
Bir bebek battaniyesi göreceksin bu geceki düşünde. Ah güzel kadın, seni bambaşka bir boyutta, bir bebeği öper gibi, koklar gibi öpüp koklayacağım…




