YAZ BOZ TAHTASI

Kalabalık bir yürüyüşte gökkuşağı bayrakları taşıyan insanlar. Ön planda iki beyaz pankart tutuluyor. Soldaki pankartta siyah ve renkli harflerle “Lafı olan bana konuşsun ANNesiyim!” yazısı. Sağdaki pankartta büyük siyah harflerle: “SENİNLEYİM ANNEM” yazıyor.

YAZAN: Emine ORTAKAYA


“Tık tııık! Ben geldim! Bakalım bu evde LGBTİ+ kimse var mı? Ha! Yok mu? O halde hemen içinizden birini LGBTİ+ yapmamız lazım. Oh, yooo! Hemen öyle itiraz etmeyin… Her aileden biri mutlaka LGBTİ+ olacak…”

Bu işi neresinden tutsak, önce anlatmaya neresinden başlasak acaba? İnsan kendini bazen ne kadar çaresiz hissediyor ve biz bu duyguyu son yıllarda ne kadar da sık yaşıyoruz; arasız-molasız tam, ‘Bir fenalığı daha savuşturduk,’ diyemeden üstüne daha da yenileri ve fenaları geliyor. ‘Aile Güvenliği’ gerekçesiyle LGBTİ+’lara yapılan tutuklamalar da bunlardan bir tanesi; (sanki LGBTİ+’ların mensubu bulunduğu aileler korunacak aile statüsünün dışındaymış gibi) Toplumu ezmek, çaresiz bırakmak, toplumun umudunu tamamen yok etmek ve geriye kalanlara da iyi bir gözdağı vermek…

Bu toplumda acaba hangi aklı evvel baştan heteroseksüel olan birinin baskıyla, yönlendirmeyle, zorla veya özendirmeyle homoseksüel olabileceğini düşünüyor? İnsanımız bu kadar cahil mi yoksa işine öyle geldiği için mi bu koroya katılıyor? Hadi diyelim ki kadınlar erkeklerin gücüne ve toplumdaki daha özgür oluşlarına özendiği için homoseksüel oluyor, peki ya erkekler? Erkek egemenliğinin böylesine baskın olduğu bir toplumda hangi erkek isteğe bağlı olarak homo olmayı seçer ve kendisine halk deyimiyle ‘ibne’ dedirtir?

Soru sormaya biraz daha devam edelim: Şu LGBTİ+ vatandaşlarımız sadece cinselliklerini öne çıkararak mı yaşar yoksa bu toplumumuzun hastalıklı bir hezeyanından veya fantezisinden mi kaynaklanır? Neden bu insanların aynı zamanda saygın birer meslek sahibi olduğunu düşünmüyoruz, bu insanların tıpkı toplumun öteki bireyleri gibi yatak odalarındaki mahrem ilişkilerinden bize ne, neden öteki heteroseksüellerin sapık olanlarıyla, karşı cinse zarar verenleriyle değil de homoseksüellerin cinsel davranışlarıyla ilgileniyoruz, hele onları itici bulanlarımız neden tecavüze kalkışıyor ve aslî görevi her vatandaşını korumak olan devlet neden bu vatandaşlarını ayrıştırıp üstelik de yatarı olmadığı halde ‘Zulüm Evleri’ne tıkıyor ve onların kaldıkları süre içerisinde oradaki can güvenliklerini sağlamıyor, mesela neden onları teşhir edip sonra da genel kovuşlara yerleştiriyor yoksa kovuşlardaki heteroseksüeller bundan görev çıkarıp LGBTİ+’ları linç etsinler mi isteniyor?...

Ben hiçbir zaman inanmadım ama AKP ‘Yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadele’ edeceğini söyleyerek iktidara gelmemiş miydi? İktidara geldikten kısa süre sonra da Avrupa Birliği Müktesebatı çerçevesinde kadın açılımı, Kürt açılımı, Alevi Açılımı gibi uygulamalarla dış dünyada toplumunu kucaklayan Ilımlı İslamcı yönetim olarak kendi propagandasını yapmamış mıydı hatta Uluslararası bir sözleşme olan ‘İstanbul Sözleşmesi’, 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul'da bizim ülkemizin ev sahipliğinde imzaya açılmamış mıydı? Henüz sözleşmenin imzalanmasının üstünden 10 yıl geçmişken Türkiye, sözleşmeden 1 Temmuz 2021 tarihinde resmen çekilmedi mi?

Erdoğan iktidarının başlangıcındaki kadrosunu oluşturmadan önceki o ‘Ilımlı, demokrat Müslüman’ kimliğinden sıyrılıp, tüm kadrolarını oluşturmuş, kendine güvenen, diktatör bir kimliğe son 11 yıldır avdet etmiştir ve gerçek olan bu kimliğidir, yalan, sahte olan iktidarı ele geçirmek için büründüğü ilk ‘Ilımlı, demokrat İslamcı’ kimliğiydi; Genel ev kadınlarına, modern kıyafet giyenlere, eşcinsellere bol bol özgürlük sözü verdi ve oylarını aldı, oysa şimdi…?

Öyle ya; ‘İnsan denilen eğri bir değnekten dümdüz bir tahta çıkaramazsın.’ Bu da insanın ahlak zafiyetinin, çelişik durumunun düzelemez olduğunun bir kabulü gibidir. Bizim örneğimizde de Erdoğan’ın aslına avdet ettiğini hatta son Birleşmiş Milletler Genel kurulunda da ‘Küresel cinsiyetsizleştirme politikalarının aile kurumuyla birlikte masum çocukları da hedef alan bir kuşatmaya dönüştüğünü bilmemiz lâzım. Bu kuşatmayı ancak kadın ve erkekten oluşan aileyi koruyarak kırabiliriz. Türkiye, lobilerin saldırılarına rağmen aile ve çocukların korunmasında inisiyatif almaya devam edecektir.’ Diyerek LGBTİ+’lara yapılan operasyonlara devam edileceğini ima ederken aile kavramının içerisine de sadece karşıt cins evliliklerini yerleştirdiğini kesin olarak belirtmektedir.

Peki, biz bu durumda ne yapabiliriz? Bize aykırı gelse bile ötekilerin haklarını da savunmak da dahil olmak üzere hak örgütlerinin oluşumuna bilfiil ve aktif olarak katkıda bulunabiliriz. Aktif, yerinde ve zamanında gerçekleşecek eylemlere katılarak, maddî ve fikirsel destek verebiliriz. Birlikte yapılan her eylem daha çok birleşmeyi-bütünleşmeyi beraberinde getirecektir.

Birlikten Kuvvet doğar

Eylül 2026

YAZ BOZ TAHTASI