YERİN ALTINDAN GELEN SESİ DUYALIM

Maden ocağında dinlenen işçiler. Sarımsı-kahverengi, nemli ve parçalanmış kaya yüzeyinin yanında yere oturmuş altı madenci. Hepsinin üzerinde koyu renkli, yansıtıcı şeritli iş kıyafetleri ve açık renk, dizlere kadar uzanan lastik çizmeler; kıyafetleri ve çizmeleri çamur ve toz içinde. Başlarında lambalı baretler; ön taraftaki dört madencinin baretleri mavi, ortalarda bir işçinin bareti sarı, en arkadakilerden birinde koyu renk baret. Madenciler tünelin sol duvarına sırtlarını yaslamış, aralarınd

YAZAN: Cemile ÖZEKER

Bir ülkenin vicdanı bazen meydanlarda, bazen mahkeme salonlarında, bazen de yerin yüzlerce metre altında sınanır.

Bugünlerde tam da böyle bir sınamayla karşı karşıyayız.

Bir grup madenci, hak ettiği ücretleri ve yasal haklarını alabilmek için günlerdir mücadele ediyor. Seslerini duyurabilmek için demokratik yolları deniyor, yetkililere ulaşmaya çalışıyor, kamuoyunun dikkatini çekmeye uğraşıyor. Ancak tüm bu çabalar karşısında sessizlikle karşılaşıyorlar.

Ve sonunda, insanın içini burkan o karar geliyor:

Yer altında açlık grevi...

Aslında bu kararın kendisi bile başlı başına bir soruyu beraberinde getiriyor: Bir insan, hakkını alabilmek için neden canını ortaya koymak zorunda kalır?

Madencilik, dünyanın en ağır ve en tehlikeli mesleklerinden biri olarak kabul edilir.

Madenciler her gün karanlığın içine inerler. Göçük riski, gaz riski, toz, nem ve yüksek sıcaklık onların çalışma arkadaşlarıdır. Onlar yerin altında çalışırken bizler yer üstünde hayatımıza devam ederiz.

Evlerimizde yanan ışıklarda, sanayi tesislerinde çalışan makinelerde, üretimin devam etmesinde onların emeği vardır.

Ancak ne yazık ki madencilerin adı çoğu zaman yalnızca felaketlerle birlikte hatırlanır.

Bir maden kazası olduğunda...

Bir göçük yaşandığında...

Bir facia meydana geldiğinde...

O zaman ekranlar günlerce madencileri konuşur.

Sonra unutulur.

Oysa madencinin hikâyesi yalnızca felaketlerden ibaret değildir. Madencinin hikâyesi alın teridir, emektir, sabırdır ve çoğu zaman görünmeyen bir fedakârlıktır.

Bugün haklarını arayan madencilerin mücadelesine bu gözle bakmak zorundayız.

Çünkü burada yalnızca ödenmeyen ücretler konuşulmuyor.

Burada bir çocuğun okul masrafı, bir annenin mutfak gideri, bir ailenin geçim kaygısı konuşuluyor.

Burada emeğin değeri konuşuluyor.

Burada adalet konuşuluyor.

Hiçbir toplum, emeğini değersizleştirerek güçlenemez.

Hiçbir ekonomi, çalışanının hakkını geciktirerek büyüyemez.

Hiçbir vicdan, alın terinin karşılıksız bırakılmasını normalleştiremez.

Bu nedenle madencilerin taleplerine siyasi gözlüklerle değil, insan gözüyle bakmak gerekir.

Çünkü hak arayan bir madencinin sesi aslında hepimize yöneltilmiş bir sorudur:

"Çalışan insan emeğinin karşılığını alamayacaksa, adalet nerede başlayacaktır?"

Bugün yer altında yükselen ses yalnızca madencilerin sesi değildir.

O ses, emeğin sesidir.

O ses, insan onurunun sesidir.

O ses, adalet talebinin sesidir.

Dilerim ki bu ses duyulur.

Dilerim ki sorun diyalogla çözülür.

Dilerim ki hiçbir emekçi hakkını alabilmek için hayatını ortaya koymak zorunda kalmaz.

Çünkü yerin altında çalışanların sesi duyulmadığında, yer üstünde de adalet eksik kalır.

YERİN ALTINDAN GELEN SESİ DUYALIM