Bağımsız Yaşam

Bazı sözcükler vardır ya kulağımıza hoş gelir, bu sözcükleri kullanmaktan büyük bir keyif alırız. Adeta sihirli sözcüklerimizdir onlar. Belki de bana öyle geliyordur. Örneğin, “umut, sevgi, özgürlük, bağımsızlık” gibi. Hatta bunlar şarkılara, şiirlere konu olmuştur.

Özgürlük ve bağımsızlığı bir araya getirerek bağımsız yaşam konusunu kadınlar açısından sorgulamak istedim. Özgürlük, bağımsız yaşamın çocuklarından biri. Gereksinimlerimizi rahatça belirleyebilmek, bunları dillendirebilmek, kararlarımızı verirken, deneyimlerine güvendiğimiz kişilerle müzakere ettikten sonra özgürce hayata geçirebilmek. Bunları yazmak bile bana iyi geldi.

Ne demek bağımsız yaşam? Eşit koşullar altında evde, işte, toplumsal yaşamda var olabilmek, kendi çizdiğimiz yolun ışığında yaşama dahil olmaktır bağımsız yaşam. Toplumda insanlar hangi alanlarda eşit yaşıyorlar? Bu sorunun yanıtını bulamadım. Konuşmalarda, yazılarda bağımsız yaşamdan, eşitlikten dem vursak da uygulamada hayata geçiremiyoruz bunları. Çünkü insanlar eşit koşullarda değil, kadınlar, engelliler eşit koşullarda yaşamıyor. Hele kadınların yaşamına aileler, eşler, toplumdaki otoriteler müdahale ediyor. Nasıl mı oluyor bu müdahaleler? Örneklerden yola çıkarak anlamaya ve sorgulamaya çalışalım birlikte.

Bir kız çocuğu özgürce okula başlıyor, üniversiteyi bitiriyor ve iş buluyor. Ne güzel ekonomik özgürlüğünü kazanmış oluyor. Fakat aldığı maaşı kendi gereksinimleri ve istekleri doğrultusunda harcamayıp maaşının tamamını ailesine veriyorsa, bu kadının ekonomik özgürlüğünün olduğundan söz edebilir miyiz? Aynı evde ortak yaşamın getirdiği sorumlulukları eşit bir biçimde paylaşmaktan farklı bir durum bu.

Kadın evleniyor. Eşi ve kendisinin çalıştığı bir iş var. Kadının bankamatik kartı eşinde. Eşinden harçlık istiyor. Harçlığını alırken de hesap soruyor eşi. “bu kadar parayı ne yapacaksın?” diye. Bazı kadınlar da kendilerini şöyle kandırıyorlar. “eşim paraya hiç önem vermez. Ne istersem alır, ben idare etmeyi çok iyi bilmem zaten.” Oysa çalıştığı halde evin çoğu işi kadının omzundadır. Burada da hem ev işi paylaşımının eşit olmaması, hem de tüm paranın erkekte toplanması açılarından bağımsız yaşam ihlali söz konusu.

Görmeyen bir kadın baston kullanmayı öğrenmiş. Çok da güzel baston kullanıyor. Fakat ailesi ve çevresi onun yalnız başına sokağa çıkmasını istemiyor. Bu kadının bağımsız hareketi var ama sokakta bağımsız hareketi engellenmiş durumda. Dolayısıyla bağımsız yaşama katılımı eşit değil. Belki bu kadın evinde bağımsız yaşayabiliyor, evinde kararlarını verip uygulayabiliyor. Bu durumda da bu kadının evinde bağımsız olduğunu, fakat dışarıda bağımlı bir yaşama maruz bırakıldığını söyleyebiliriz.

Dışarıda sosyal faaliyetlere özgürce katılan bir kadının özgür ve bağımsız olduğunu düşünebiliriz. Peki aynı kadın, eşinin onayı olmadan il dışına çıkamıyorsa, bu kadın bağımsız yaşamın neresine dahil olmuştur? Dışarıda bağımsız, eş ilişkisinde bağımlı.

Bağımsız yaşam konusu Birleşmiş Milletler Engellilerin Hakları Sözleşmesinin 19. Maddesinde yer alıyor. Çünkü engelliler ve kadınlar gibi dezavantajlı durumda olanlar, yasalar tarafından engellenmese bile toplumun koyduğu sözlü kurallarca engelleniyor. Sözlü kuralların içerisinde aşağılayıcı beden dili hareketleri yer alıyor. İşte bu yanlış sözlü kuralları değiştirmede, sözleşmeler mücadele dayanağımız oluyor. Bu engelleri kaldırabilmek için bir araya gelmemiz, kendimizi sorgulamamız, yaşam deneyimlerimizi birbirimizle paylaşmamız gerekir. “ben üniversite mezunuyum, çalışıyorum, kültürlüyüm, bunları biliyorum” demek, bizi yanlışlara götürür. Çünkü ailemizin, toplumumuzun dayattığı yanlış yönlendirmelerine hepimiz aynı ölçüde maruz kalıyoruz. Bunlar bize doğruymuş gibi öğretiliyor. Okulda bunların üzerine gidilmiyor. Yaşamın içinde olması gerekenler gibi algılayarak günlerimizi geçiriyoruz. Kendimizi sorgulamazsak, başkalarına nasıl katkımız olabilir?

İsteyip de yapamadığımız, özlemini duyduğumuz bütün alanlarda bağımsız yaşamanın tadına varmamız umuduyla…

Bağımsız Yaşam