
SÖYLEŞİYİ YAPAN: Şule SEPİN İÇLİ
Şule: Sevgili izleyicilerimiz, bu ayın ‘Arı Kovanı’ köşesindeki konuğumuz, Avukat Ekin Baltaş. Kendisini uzaktan bir yazısıyla tanıdık. Yoğunlukları arasından ancak zaman bulduk söyleşebilmek için. Öncelikle kendisini tanıtmasını istiyoruz.
Ekin: Çok teşekkür ederim davetiniz için. Çatlak Zemin’e birçok yazı yazdım. Daha önceden başka platformlara da yazıyordum. Aynı zamanda avukatlık yapıyorum. Boşanma ve kadına yönelik şiddet alanlarında çalışıyorum. Hukukla bağdaştırarak ‘Kadına yönelik şiddet’ konusu üzerine yüksek lisans yaptım. ‘Anayasa Madde 17’deki Maddi Ve Manevi Varlığı koruma Ve Geliştirmenin Feminist Perspektiften Bir Yorumu.’ İstanbul’da avukatlığa devam ediyorum ve doktora yapıyorum. Kadının İnsan Hakları Derneği yöneticisiyim. Kadın dernekleriyle, kadınlarla iç içe bir hayatım var.
Şule: Hukuk okumaya nasıl karar verdin?
Ekin: İlkokulda nedense öğretmenlerle birçok konuda didişirdim. Kulakları çınlasın, ilkokul öğretmenim sürekli, “Sen büyüyünce avukat mı olacaksın? Bundan eminim” derdi. Lise sona geldiğimde hukuk istiyordum, aklımda başka bir bölüm yoktu. Üniversitede de savcılık, hakimlik istemedim.
Şule: Devlet dairesinde hiç çalışmadın sanırım, özel büron var.
Ekin: Hiç devlet dairesinde çalışmadım. Önce birkaç yerde bağımlı çalıştım. Birkaç yıl sonra kendi ofisime geçtim. Arkadaşlarımla masraf ortağı şeklinde çalışıyoruz.
Şule: Kaç yıldan beri avukatlık yapıyorsun?
Ekin: Bu martta on yılım doldu.
Şule: Daha çok boşanma davalarına bakmanın kaynağı ne?
Ekin: Hem hayatın hem de politik duruşumun bir getirisi. Kadına yönelik şiddet dosyalarında çokça gönüllü çalıştığım için aynı zamanda boşanmayla birlikte yürüyen şiddet olayları da vardı. Boşanma alanı, severek ve isteyerek yaptığım bir alan, belki o duygusal özdeşliği kurabildiğim için. Avukatlık, kulaktan kulağa yayılan bir meslek, o yüzden de daha çok kadın müvekkilim oldu. Boşanma içerisinde şiddet olayları olduğu için ceza dosyalarının takibi, gönüllü olarak yürüttüğüm cinsel şiddet ve çocuk istismarı dosyaları da oluyor.
Şule: On yıllık avukatlık yapan ve boşanma davalarına bakan ve kadın müvekkili olan biri olarak boşanma davalarıyla ilgili kadınlara ne söylemek istersin? Pek çok madde var ama belki bunu dinleyen kadınlar kendilerine bir pay çıkarırlar.
Ekin: Boşanma davalarıyla ilgili bir yerden başlayarak yorum yapamam. Çünkü boşanma davasının içinde birçok etken, değişken ve farklı problem var, boşanmak isteyenlerin arzularına ve koşullarına göre. Boşanmayı düşünen herkese, şunu söyleyebilirim. Müvekkillerimle en çok sıklıkla karşılaştığım durumlar var. Pek çok şiddetin olduğu bir evlilikte, bunun düzelmeyeceğine emin olabilirler. Herhangi bir müvekkilimin, hiçbir zaman, sonrasında düzeldiklerini görmedim. Çok kararsızlık yaşıyorlar. Bir kişi evlilik içerisinde şiddete başvuruyorsa, mutlaka gelecekte de başvuracaktır. Boşanma noktasında çekincesi olan ve bu çekinceyi temel olarak düzelme, değişmeye dayandıran kadınlar varsa dinleyiciler arasında, bunun çok düşük bir ihtimal olduğunu söyleyebilirim. Kendinde hak görme meselesi var. Eğer bir kişi psikolojik şiddet uyguluyorsa, küfür ediyorsa, aşağılıyorsa, sizi kendinizden şüpheye düşürüyorsa, niteliklerinizle ilgili küçümseyici davranıyorsa, tırnak içerisinde, bu sonrasında düzelecek bir durum değil. Bu, anlık bir öfkeyle yapılmış bir şey değil. Sistematik, toplum içerisinde kadınlara yönelik davranışların nasıl olacağı konusundaki genel kanaatten kaynaklanan, bunu kendine hak gördüğü için yaptığı bir davranış. Ekonomik, fiziksel şiddet gibi şiddetin bütün türlerinde bu böyle. Boşanmadığı için pişman olan çok fazla kadın tanıdım ve gördüm. Ama boşandığı için pişman olan kimseyi tanımadım. Bu kadar net söyleyebilirim.
Şule: Kadın alanına ilişkin çalışma merakın ve yoğunlaşman nasıl oluştu?
Ekin: Bu, yanıtlanması zor bir soru. Öncelikle ben feministim. Feminizm, dünyaya bakış açımı şekillendiriyor. Dış dünyadaki seçtiğimiz haksızlık biçimleri politik görüşümüzle oldukça ilgili. Liseden beri, kadınla erkek arasındaki eşitsizlikten daima rahatsızlık duyuyordum. Bunun üzerine çok fazla kafa yordum. Gerçekten çok görünmez alanlarda eşitsizliğin olduğunu düşünüyorum. Feminist olduğum için kadınlarla kesişim alanlarında onlarla ilişkili aksiyonlar almayı tercih ettim. Avukatlık da bunlardan birisi. Başka alanlarda da avukatlık yapabilirdim. Müvekkillerimi seçmeyebilirdim. Erkeklerle çalışmayı çok tercih etmiyorum. Şimdiye kadar bir tane erkek müvekkilim oldu. Bunu da oldukça feminist bir perspektifle yürütmeye dikkat ettim. Nitekim anlaşmalı boşandılar. Her iki tarafın da iyiliğini gözettiğimi düşünüyorum. Bu, merakımla değil de benim kim olduğumla ilgili. Bu benim bir özelliğim, bir seçim olmadı benim için. Bazı olaylardan çok fazla, bazılarından daha az rahatsızlık duydum. Bazı olaylara çok daha fazla müdahale etmek istedim. Daha çok içinde oldum. Bu şekilde ilerledi aslında.
Şule: Çatlak Zemin’de ne zamandan beri yazıyorsun, hala yazmaya devam ediyor musun?
Ekin: 2012-2013’den beri birçok yere yazdım. O zamanlar, sendikalar, Jian Org, Fraksiyon Org gibi daha karma platformlara yazıyordum. Uzun bir süre yazmaya ara verdim. Özellikle 2015 sonrasında birçok şey siyasi yönden kötüye gitti. Sonra yazma arzusu geldi. Feminist olmak, hayatımın merkezi bir yerini kapladığı için daha çok bu alanda üretmeye başladım. Çatlak Zemin’i, çok sevdiğim, takip ettiğim için, yazarlarının ve çizimlerinin daha eşitlikçi bir yaklaşım olduğunu, yatay bir platform olduğunu düşündüğüm için yazılarımı oraya göndermek istedim. 2020-2021 yıllarından sonra çok sık olmamakla birlikte 5-6 tane yazı gönderdim. Birçok açıdan inandığım bir platform. Farklı seslere de yer verdiğini düşünüyorum.
Şule: Dergimiz için de yazmanı bekliyoruz. Yoğunluklarından inceleme fırsatını bulamadın belki.
Ekin: KİHEP Konferansında görüştükten sonra bu ara ara aklıma geldi. Bu yıl doktora yaptığım için oturup yazmaya hiç vaktim olmadı. Sadece sizin derginize değil, Çatlak Zemin ve çalışmak istediğim pek çok alana zaman ayıramıyorum. Doktora derslerimin bitiminden sonra yazacağım.
Şule: Peşini bırakmayacağımızı bilmeni isteriz.
Ekin: Çok teşekkürler, onore oldum.
Şule: Yazın çok duyguluydu. Hukuk yazılarını hukukçu arkadaşlara çok zor yazdırıyoruz. Hem çok yoğunlar hem de pek çoğu resmi hukuk dili kullanıyor. Kadınlara hitap eden yazılar olsun istiyoruz. Bu konuda maalesef dergimizin bir eksikliği oluyor. Şimdiye kadar bizim sormadığımız, aklına takılan, paylaşmak istediğin başka mesajlar varsa, onları da almak isteriz.
Ekin: Derginizi inceleyememekle birlikte, arkadaşlarımın anlatımlarından, çok güzel bir iş yaptığınızı düşünüyorum. Yürekten söylüyorum, iltifat olarak değil, bu tür işlerin çok daha fazla önemsenmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü yerel yapılarda, feminist örgütlenmeler kurmak ve bunu devam ettirmeye çalışmak, bir araya gelmek çok çok kıymetli. Kimsenin bir kariyere, bir işe dayalı, herhangi bir politik ajandası olmaksızın, yalnızca üretmek, bir işin içinde yer almak ve bir parçası olmak istediği için böyle yapılarda yer almalarını çok önemli buluyorum. Bunun aynı zamanda çok feminist bir tavır olduğunu düşünüyorum. Bu derginin parçası olan herkesi çok tebrik ediyorum. Bazen hepimizde şöyle bir algı oluşuyor: son zamanlarda düşündüğüm bir konu, belki diğer arkadaşlar için tartışmaya açılan bir soru olur. Feminist anlamda kadın alanında üretmekten, büyük şeyleri hedeflemektense, küçük şeyleri hedeflenenin çok daha önemli olduğunu düşünüyorum. Kadın örgütlenmesinin geçmişine baktığımızda, her şey tamamıyla ısrar ve istikrardan geliyor. Büyük bir dergi çıkarmak, çok önemli biriyle söyleşi yapmak değil, derginin her ay istikrarlı olarak çıkması, bunda emek gösterenlerin olması gerçekten çok çok değerli. Ataerkil mücadelede bugün geldiğimiz noktanın, yüzyıllar içerisinde damla damla biriktiğini düşünüyorum. Sizin yaptığınız, bu damlalar işte. Yüreğinize sağlık.
Şule: Feminist bir avukat olarak bundan sonraki hayallerin neler?
Ekin: Bu çok derin bir soru. Açıkçası Türkiye’ye dair çok fazla hayal kuramıyorum. Takip ettiğim dava dosyalarında daha adil sonuçlar almak istiyorum. Örnek oluşturabilecek kararlar almak istiyorum. Örneğin, bir boşanma davasında, ekonomik şiddet nedeniyle tazminata hükmedilmesiyle ilgili bir dosyam olmuştu ve bu çok mutlu etmişti beni. Ekonomik şiddet, her zaman mahkemelerde gözden kaçırılan ve önemsenmeyen bir şey. Kendime dair hayallerim de var. Daha fazla yazmak, doktora tezimin yazımından sonra bunun birçok açıdan farklı bir yorum olmasını, feminist külliyata katkı sunmasını istiyorum.
Şule: Sorularımla seni zorladığımı hiç düşünmemiştim ama sen öyle düşündün. Son durum, ülkemiz açısından kadınların, çocukların geldiği nokta, sana ne düşündürtüyor, ne yapmamız gerekiyor? Mücadeleyi elden bırakmamamız gerektiğini biliyoruz ama her gün çok umut var olmayan olaylarla karşılaşıyoruz.
Ekin: Türkiye genel olarak kötü gidiyor. Bu saldırıyı sadece Türkiye’den ibaret görmemek gerek. Dünyada da genel olarak bir kadın düşmanlığı yükselişi var. Sağ iktidarlar söylemlerini çoğunlukla kadın düşmanlığı ve anti feminizm üzerinden kuruyorlar. Bu nedenle kaçınılmaz bir biçimde şiddetin ve ayrımcılığın arttığı bir siyasal iklimde yaşıyoruz. Bunun için Türkiye’de yapabildiklerimizi istikrarlı bir biçimde yaptığımızı düşünüyorum. Üzerimizde çok fazla baskı var. Kadın örgütlerinin üzerindeki siyasi baskıyı kastetmiyorum. Günlük hayatlarımızda üzerimizde çok fazla baskı var. Kadınlar feminist olduklarında, mücadele etmeye karar verdiklerinde, yanı sıra günlük hayatta kadın olma deneyimlerine devam ediyorlar. Anne olanlar çocuklarını büyütüyor. Ev işleriyle uğraşıyorlar. Herkesin üzerinde bir bakım yükü var. Kadınlara yüklenen tüm bu zorunluluklar çok yorucu olduğu gibi aynı zamanda bunlara karşı mücadele etmek gerekiyor. Omuzlarımızda bir de mücadele yükü var. Mücadele aynı zamanda bizi ruhsal olarak ayakta tutan bir şey olduğu için bu olmazsa olmazımız. Türkiye’de hepimiz elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz. Şu an bu noktadaysak, kadın hareketi ve kadın mücadelesi sayesinde. Kadınların kazanılmış haklarına ilişkin, birçok geri söylem yeniden dolaşıma sokuluyor. Nafaka, diğer haklar tartışmaya açılıyor. Kazanılmış bütün haklar, ciddi bir saldırı altında. İktidar yine de boşanmaya ilişkin medeni kanunu değiştirmek için toplumsal bir mutabakat sağlamaya uğraşıyorsa, bunun tek nedeni kadın mücadelesi. Bizim varlığımız sadece politik bir çevreden ibaret değil. Türkiye’de kadın hareketi, her kesimden kadına ulaşma başarısına sahip. Türkiye’deki durumu elbette çok umutlu görmüyorum. Bana umut veren, siyasetin genel gidişatı değil, bizim örgütlenmelerimiz, kadınların yan yana gelmesi, dayanışması. Bu tarih boyunca böyle oldu. Herhangi bir dönemde zaten kadınların dostu, tamamen eşitlikçi bir iktidar karşısında hiçbir zaman olmadı kadınlar. Her zaman haklarını mücadeleyle korudular, aldılar ve var oldular. Bu dönem, geçmişten çok çok farklı değil. Yalnızca mücadele hızı biraz daha yüksek, mücadele gerektiren konu başlıkları daha fazla. Aynı umutla devam ediyor. Türkiye’nin durumundan ziyade, kadın hareketinin durumu daha önemli burada ve oldukça güçlü olduğumuzu düşünüyorum.
Şule: Çok teşekkür ediyoruz, katkıların ve katılımın için dergimiz adına.
Ekin: Ben çok teşekkür ederim beni konuk ettiğiniz için.
Şule: Sevgili izleyicilerimiz, Ekin Baltaş’ı biz zor bulduk. Sorularımızla bayağı terlettik. Herkese, mücadele ve umut dolu günler diliyoruz.
Ekin: Ben de herkese sevgilerimi iletiyorum. Umarım daha ferah günlerde bir araya gelebiliriz. Dayanışmayla, hoşça kalın.
21 Nisan 2026




