
SÖYLEŞİYİ YAPAN: Şule SEPİN İÇLİ
KONUK: Öğrenci Veli Derneği Ankara Şubesi Başkanı Hülya Daran Deveci
Şule: Sevgili Umudun Kadınları izleyicilerimiz, Çoğalalım Çoğaltalım köşemizde bu ay Öğrenci Veli Derneğini tanıyacağız. Konuğumuz, dernek başkanı Hülya Daran Deveci. Sizi tanıyalım isterseniz.
Hülya: Öğrenci Veli Derneği Ankara Şubesi başkanıyım. Aynı zamanda eğitimciyim.
Şule: Derneğinizin kuruluş aşamasını bizimle paylaşabilir misiniz?
Hülya: Derneğimiz, mücadeleyle kurulan bir dernek. Mayıs 2012’de, İstanbul Kartal’da bir ortaokulun İmam Hatip Ortaokulu yapılmak istenmesiyle başlayan bir süreç. 2012 yılında, eğitimde çok önemli bir kırılma yaşadık. 4+4+4 yasasını çıkardılar. İmam Hatip Ortaokullarının önü açıldı. Veliler bir araya geldi. Aylar süren, yürüyüşler, eylemler, kapı-kapı dolaşarak toplanan imza kampanyaları, mahallelerdeki eylem çağrıları, şenlikler, yetkililerle görüşmeler, bıkmadan usanmadan, vazgeçmeden sürdürülen çocuklarımıza ve okullarımıza sahip çıkma mücadelesinden doğdu VELİDER. Veliler, velilerin örgütlenmesinin bir zorunluluk olduğuna karar verdiler kendi kendilerine. Veliden ve sokaktan çıkan bir ihtiyaçtı. Öğretmen Zekeriya Güçer okulunun İmam Hatip dönüşümü durduruldu. Veliler, mücadeleyle bazı şeylerin kazanılmış olduğunu gördü. Diğer illerde de veliler ve duyarlı insanlar tarafından duyulmaya başladı. Buradaki velilerin de okullarda bin bir türlü sorunları vardı ve kimse tek başına bir sonuca varamıyordu. Bu elzem durumdan kaynaklı veriler bulundukları yerlerde okullarına, çocuklarının geleceğine, laik, bilimsel, kamusal, demokratik eğitime sahip çıkmak için örgütlü mücadelenin zorunluluğunu hissederek VELİDER şubelerini kurmaya başladılar. İzmir’de 1 ve 2 nolu şubeler, Denizli’de, Muğla’da, Antalya’da, Bursa’da, Edirne’de, Trabzon’da, Fethiye’de ve Uşak’ta pek çok yerde zaman içerisinde velilerin mücadelesi örgütlü bir biçim alarak VELİDER çatısı altında birleşti. Ankara’da da yine aynı kaygılarla bir grup veli bir araya gelerek Ankara VELİDER’i kurmuş olduk. Şube sayısı çoğaldı, sayı çoğalınca, sorumluluklar da artmış oldu.
Şule: Dernek kaç yılında kuruldu? Siz genel merkez misiniz şu anda? Kaç şube ve kaç üyeniz var?
Hülya: Üye çalışması yapmaktan çok üyelerle velilerle birlikte sokakta, okullarda mücadeleyi tercih ediyoruz. Toplam üye sayısını sizinle paylaşamam. Mimar Kemal Okulu mücadelesinde 500 kişi bir araya geldik. Resmi kayıtlarda üyemiz değillerdi. Birlikte Mücadele ettik. Duruma göre veli artışı oluyor. Genel merkez 2012’de İstanbul’da kuruldu. Bir şubemiz var İstanbul’da. Ankara 2018’de kuruldu. 21 şubemiz, bazı yerlerde de temsilciliklerimiz var şu anda. Geçen ay bir şube daha açıldı. Türkiye genelinde şubelerimiz olacak gibi görünüyor.
Şule: Belli bir yeriniz var mı, yoksa daha çok sosyal medya üzerinden mi örgütleniyorsunuz?
Hülya: Bütün şube ve temsilciliklerimizin yerleri var. Ankara’daki yerimiz Kızılay’da. Çalışanımız olmadığı için sürekli açık durumda değil. Daha çok sosyal medya ve telefonlardan bize ulaşıyorlar. Gerektiğinde yerimizi açıp orada toplantılar, kahvaltılar ve çeşitli etkinlikler yapıyoruz.
Şule: Gelir kaynaklarınız neler? Kiraları nasıl ödüyorsunuz?
Hülya: Genel anlamda derneğimizin geliri bağış üzerinden gidiyor. Gönüllülük esası gözetiliyor. Ankara’da, yakın zamanda, çok kapsamlı Bilim, Sanat ve Çocuk şenliği yaptık. 8 atölye, müzik, yiyecek vardı. Dernek olarak bunlara hiç harcama yapmadık. Atölye sahipleri, kendi malzemelerini ve masraflarını karşılayarak geldiler. Arkeolojik kazı ve yüz boyama faaliyetlerinin malzemelerini bile atölye sahipleri getirdi. Müzik gönüllü yapıldı. Şimdiye kadar maddi açıdan hiçbir sıkıntı yaşamadık. Kişisel harcamalarımızı da derneğe bağış yapmış oluyoruz.
Şule: Ne güzel! Eğitimcisiniz, dernek başkanısınız. Baskılar çok fazla. Dernek yaşamı, çalışma hayatınızı nasıl etkiliyor?
Hülya: Çalışma hayatı, apayrı profesyonel bir yer. Olması gerektiği gibi yürüyor. Dernek çalışmalarının önünde yasal olarak bir engel yok. Dernek çalışmalarını, profesyonel çalışmanın dışında, hafta sonları, okul çıkışı yaptığımız için çalışmalar birbiriyle hiç kesişmiyor. Şu ana kadar ben bir olumsuzlukla karşılaşmadım.
Şule: Umarım artan baskılarla bir sorun yaşamazsınız. Mücadele alanlarınızı paylaşabilir misiniz bizimle?
Hülya: Temel mücadele alanımız, okullardaki eğitim. Tüm eğitim sorunlarıyla mücadele ediyoruz. Eğitimin iki temel sorunu var. Birincisi; eğitimin piyasalaşması dediğimiz eğitimin paralı hale getirilmesi. Hak olan bir eğitimin alınıp satılan bir metaya dönüştürülmesi söz konusu. Okullarda kamusal eğitim istiyoruz. Hak olan bir şey, parayla satılamaz. Hiç tereddütsüz ve net bir şekilde bunu söylüyoruz; özel okulların hepsinin kapatılarak kamulaştırılması ve tüm çocukların eşit bir şekilde eğitime erişmesini istiyoruz.
İkincisi, eğitimin dinselleştirilmesi: Son dönemlerde, Diyanet İşleri Başkanlığının artarak eğitime etkisi ve müdahalesi var. Diyanet İşleri Başkanlığının aldığı bütçe payı hep artıyor. Buna karşı bir duruş sergilemeye çalışıyoruz. Cemaat ve vakıfların eğitime müdahalesi var. Bilimsel, kamusal ve laik eğitimi savunduğumuz için bunlar en büyük mücadele alanlarımız. Bu sorunların yanı sıra, velilerin günlük yaşamda sürekli mücadele ettikleri alanlar var. Çocuğunu okula kaydetmeye gittiği günden sonra, adımını okula attığından beri sorunlarla boğuşuyor. Hijyen sorunuyla karşılaşıyor. Milli Eğitim Bakanlığının yeterince yardımcı personel göndermemesi, hijyen malzemelerinin okullarda yeterince olmaması, sınıfların, koridorların, özellikle tuvaletlerin hijyenden uzak olması, çocukların spor yaparak rahatlayacak alanlarının yetersiz olması, velilerin, çocuklarının temiz suya erişemeyeceği düşüncesiyle karşılaşmaları, okullarda yemekhanenin olmaması, sağlıklı, sıcak, ücretsiz yemeklerin olmaması, kantin fiyatlarının bütçeyi sarstığı gerçeği, okulların evlerden uzakta olması nedeniyle servis ücretlerinin çok yüksek olması, engelli öğrencilerin, eğitime ulaşma sırasında yaşadıkları sorunlar. Eğitimin bunca sorunu karşısında, veliler mücadeleden başka bir yol bulamıyorlar. Bütün bu sorunlarla da biz ilgileniyoruz. Velilerle birlikte mücadele edersek, bunların çözüm noktasında birlikte çözebileceğimizi düşünüyoruz. Veliler çocuklarının kitaplarına baktıklarında, toplumsal cinsiyet rollerinin genellikle ataerkil düzene göre dizayn edildiğini görüyor ve bunun kaygısını yaşıyor. Üniversite sınavları yaklaşıyor. 12. Sınıftaki bir çocuk üniversite sınavlarına hazırlanırken, dershaneye, özel kurs ya da özel derse ihtiyaç duyuyor. Bunların hepsinin maaliyetiyle boğuşuyor veliler. Kazandığını düşünelim. Çocuğun üniversitede barınma, ulaşım, beslenme problemleri maalesef devam ediyor. Köydeki okulların kapanma sorunu var. Çocuğunu okula göndermek isteyen bir veli ya köyünü terk edecek ya da evini barkını bırakarak şehre gelmek zorunda kalacak ve şehirdeki bin bir sorunla boğuşmak zorunda kalacak. Dini tarikat ve vakıfların okullarına çocuğunu teslim etmek zorunda kalacak. Aladağ’da tarikat yurdunda yanarak can veren çocuklarımız ve Ensar Vakfında çocukların istismarını anımsatmak zorundayız. Dini vakıf ve cemaatlerin, özellikle Diyanet İşleriyle birlikte yaptıkları protokoller var. ÇEDES bunlardan bir tanesi. Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Diyanet İşleri arasında imzalanan bir protokol bu. Çok gündem oldu. Okullara; imam, müezzin, vaiz, Kuran belleticileri gibi insanların, Değerler Eğitimi adı altında kulüpler kurdurarak okullara girme teşebbüsleri. Bu protokollerin büyük bir etkisi oluyor eğitim üzerinde ne yazık ki. Pek çok protokol var. Örneğin, Genç Gönüllüler Genç Gönüllülerle Buluşuyor Projesi. Velilerin mücadele ettikleri okullarda o kadar çok problem var ki biz de dernek olarak eğitim hakkı için velilerle birlikte bunların mücadelesini veriyoruz. Çocuklarımızın kamusal, demokratik ve laik eğitim hakkını savunmak için velilerle omuz omuza mücadele etmeye devam ediyoruz.
Şule: Gerçekten çok sorun var ve iş bir hayli zor. Bu sorunlarla mücadele edebilmek için neler yapıyorsunuz?
Hülya: Eğitim sorunları çok olunca biz de durmaksızın çalışmak zorunda kalıyoruz. Sorunlar çözülsün, çalışmayalım, eğitimin daha nitelikli olması için önerilerde bulunmak istiyoruz sadece. Ama eğitim sisteminin mevcut eşitsizlikleri nasıl yeniden ürettiklerini ve devletin elindeki bütçeyi kamu yararını önceleyecek, sosyal devlet algısını ayakta tutacak bir yapıda olmadığını gördüğümüz için etkinliklerimiz de çoğalıyor ne yazık ki. MESEM’lerdeki çocukların emeğinin sömürülmesi, son dönemlerde çocuklarımızı kaybetmemiz çok içler acısı bir durum. Çünkü MESEM’ler artık sermayenin istediği gibi ucuz iş gücü yaratan yerler. İsik Meclisi verilerine göre, 12 yılda en az 800 çocuk iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Sadece 2025 yılında 91 çocuk yaşamını yitirdi. Bu çocukların okulda olması gerekirken, fabrikalarda, iş yerlerinde olması büyük bir mesele. Bu mesele karşısında da mücadelemizi sürdürüyoruz. Bu psikolojik yıkım karşısında da pek çok etkinlik yapıyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığının 140.000 çalışanı var şu anda. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, Dış İşleri Bakanlığı ve Maliye Bakanlığının toplam çalışanı 60.000. Neredeyse tek başına Diyanetin çalışanı 4 bakanlığın iki buçuk katı. Bu tablo bize çok şeyi anlatıyor. Okullarda yemeğin olmaması ayrı bir mücadele alanı. MESEM’lerde bir çocuk kaybettiğimizde, basın açıklaması, sokakta eylem yapıyoruz. Yemek sorunuyla ilgili iki yıl önce bir çalıştay yaptık. Türkiye Okul Yemeği Koalisyonunu kurduk. Sonra her bir yerelde, mesela, Ankara’da, Ankara Okul Yemeği Koalisyonunu kurduk. Bu çalıştayda çok önemli sunumlar oldu ve önemli veriler ortaya çıktı. Bu etkinlikler sürekli halde devam ediyor. Farkındalık çalışmaları, paneller, sempozyumlar düzenliyoruz. Eğitim sorunları çoğaldıkça, etkinliklerimiz de çoğalıyor. Genellikle sokaktayız, Millî Eğitim Bakanlığı önündeyiz. Urfa ve Maraş’taki okullarda şiddet olaylarından dolayı yaşam nöbetimiz oldu. Eğitime dair ne olursa, biz sokaklarda mücadele etmek durumundayız. Yaşadığımız şiddet, şu anda en önemli sorun olarak karşımızda duruyor. Çünkü bu, okul duvarları içinde başlayan bir sorun değil. Bu, toplumun genelinde üretilen bir şiddet. Kadın cinayetlerinden, sokaktaki şiddete, siyasette kullanılan dile, engellilere uzanan şiddet diline, hayvanlara ve çocuklara yöneltilen bir şiddete uzanan bir bütünlük var karşımızda. Çocuklar da bunların dışında değil, odak noktasında. Bu atmosferde büyüyorlar. Türkiye’de çocuk yoksulluğundan da bahsetmek gerekiyor. Çocuk yoksulluğu OİCD ortalamasının üzerinde. Şu anda her 4 çocuktan biri yoksulluk riski altında. Bütün bunlar, önümüzde bir problem olarak duruyor.
Şule: Mücadele edip sonuç aldığınız bir-iki örnek paylaşabilir misiniz bizimle? Geleceğe umutla bakmak için bu çok önemli.
Hülya: Umut hiçbir zaman bitmez. İnsan var oldukça umut ayakta olmak zorunda. Mücadele ediyoruz ama bir yere varamıyoruz söylemi, umut kırıcı oluyor. İyi örnekleri ön plana çıkarmak gerekiyor. Mesela, VELİDER duyarlı örgütlerin desteğini alarak Edirne’de bütün köy okulları dahil su sorunu çözülsün diye mücadele ettikten sonra bütün okullara su sebili koyduruldu. Kaymakamlıklarla, belediyelerle, demokratik kitle örgütleriyle görüşüldü. Bütün bunlar derneğimizin öncülüğünde yapıldı ve başarıldı. Şu anda Edirne’de su sorunu yok. Bu örnek, çok büyük bir kazanım. Mücadeleyle, bir araya gelerek ve umudumuzu yitirmeden sürekli mücadele ettiğimizde, demek ki oluyor. Çocuklarımızın beslenme hakkı ve eğitim hakkına dair kazanımlar elde edebiliyoruz. İstanbul’da bir-iki ilçede, yine derneğimizin girişimleriyle okullara su sebili koyduruldu. Bunu genişleterek bütün Türkiye için sağlamak istiyoruz. Ücretsiz, sağlıklı, sıcak, besleyici okul yemeğinin bütün çocuklara ulaşmasını hedefliyoruz. VELİDER bunu tek başına yapabilir mi? Hayır. Bilime, sanata, çocuklara değer veren bütün velilerin, bütün duyarlı insanların, bütün ülkenin bir arada mücadelesiyle ancak olabilir. Edirne ve İstanbul örneğinde olduğu gibi, bunu başardığımız zaman, çorap söküğü gibi her kazanım peşinden gelir. Biz kişisel olarak hiçbir şey istemiyoruz. Kişisel çıkarımız yok. Tam tersine bizden, zamanımızdan, enerjimizden, cebimizden harcıyoruz. Bizim kaygımız ve mücadelemiz, bu ülkenin geleceği, çocuklarımız adına. Sadece çocukların çıkarı için bir araya gelerek mücadele etmek, umudu ayakta tutmak gerektiğini düşünüyoruz. Gerçekten bu böyle olduğunda sonuca varılıyor.
Şule: Çok güzel bilgiler paylaşıyorsunuz. Dergimiz aracılığıyla izleyicilerimize vermek istediğiniz bir mesajınız varsa, onu da alıp vedalaşalım.
Hülya: Bu güzel, sıcak karşılaşma için çok teşekkür ediyorum. Hepinizin emeklerine sağlık. Eğitim alınıp satılmayan bir haktır ve çocukların tüm ihtiyaçlarının karşılanması gereken bir alan. Çünkü çocuklar 8 saat okuldalar. Okullarda karınlarının doyurulması, hijyen içerisinde olmaları, mutlu olmaları gerekiyor. Okul binalarının da sevimli olması gerekiyor. Gri binalar olmasın, oyun, spor, sanat alanları çoğalsın, Çocuklar güle eğlene eğitim alsın. Bunu talep ediyoruz. Bütün velileri, bütün duyarlı insanları bizimle birlikte hareket etmeye ve bize destek olmaya çağırıyoruz.
Şule: Katıldığınız için çok teşekkür ediyoruz. Sevgili izleyicilerimiz, duyduğunuz gibi VELİDER Başkanı hepimizi mücadeleye davet ediyor. Biz de dergimiz olarak diyoruz ki VELİDER Derneği’ne güç katalım, mücadeleyi büyütelim.
24 Mayıs 2026




