
YAZAN: Hande KEYKUBAT
Şehir hastanesine ilk kez gitmedim elbette. Bir iki kez doktora muayene olmaya da gitmiştim, görünen o ki, yine gideceğim... Fakat bir hasta ziyareti için gittiğimde, bazı ilginçlikleri ve çarpıklıkları daha belirgin şekilde hissettim. İlk çarpıklık, daha içeri girer girmez burnuma çarptı... Koku, bir körün mekân algısı açısından her zaman önemli bir yer tutar. Çocukken bir görenle birlikte yolda yürürken girdiğimiz mekânlarda aldığım kokuları zihnime kaydederdim. Ya da caddede yürürken yanından geçtiğimiz mekânlardan dışarı taşan kokulardan, bir yerin eczane mi, fırın mı, market mi vb. olduğunu büyük oranda doğru tahmin ederdim. Marketlere girdiğimizde farklı ürünlerin satıldığı bölümlerde kokular hafifçe değişse de marketin hemen hemen tümüne yayılan deterjan ve temizlik malzemesi kokularını sanırım herkes algılıyordur. Çocukken annemin beni götürdüğü hastaneler veya sağlık ocakları yoğun dezenfektan ve kalabalık kaynaklı insan teni kokusuyla doluydu. Eczanelerde farklı ilâçlar, kutuları kapalı da olsa farklı kokular yayabiliyor. Ama şehir hastanesinin genel hastane binasına girdiğimde, içerisi tıpkı bir AVM gibi döner kokuyordu. Hastane girişindeki dönerciden kaynaklanıyordu sanırım bu koku. Eğer ben o binaya hastaneye gittiğimin bilinciyle girmemiş olsaydım ya da biri beni bu binaya sokup "Tahmin et bakalım kokusundan, burası neresi!" diye sorsaydı, hiç tereddüt etmeden kalabalık bir AVM'ye geldiğimi söylerdim. Hastanenin içinde çeşitli mağazalar ve restoranlar olduğunu bilmekle birlikte, bunların dağılımını ve çeşitlerini bilmiyorum elbette, ama bu dükkânlar, hastaneye bir AVM kokusu ve havası veriyor bana kalırsa. Ziyaret edeceğim hasta ve yakınları, nereye gelmem gerektiğini bana söylemişlerdi. Ben de içerideki danışmada bulunan güvenlik görevlisine bu adresi söyledim. Beni ilgili asansöre yönlendirdiler ama tam oraya bırakamayacaklarını söylediler. Ziyaret edeceğim hastanın annesi olan arkadaşıma telefon edip beni bir yerlerden almasını söyleyebilirdim, ama bunu yapmak yerine, kendi olanaklarımla ya da yardım isteyerek nereye kadar gidebileceğimi görmek istedim... Güvenlik beni asansöre bıraktıktan sonra ki asansörler hangi katta olduklarını söylüyorlar, bana gideceğim odaya kadar kendisi de başka bir hastanın yakını olan bir kadın eşlik etti. Güvenliklerin ya da destek personelinin ne kadar yönlendirme yapabileceğini de deneyimlemiş oldum. Gittiğimde arkadaşın kızını odadan sedyeyle alıp ameliyathaneye götürmelerinin üzerinden yaklaşık bir saat geçmişti. Ben de belki ameliyattan çıkışını görürüm umuduyla orada beklemeye karar verdim, ama epey vakit geçmesine rağmen kız ameliyattan çıkmadı. Sonra bir öğrendik ki, kızı ameliyathanede üç saat kadar boşuna bekletip öyle ameliyata almışlar... Kattaki çalışanlar kızın ameliyatının 5-6 saat kadar sürebileceğini söyleyince, ben de kalkıp gitmeye karar verdim artık... Bu yılın başında girdiğim ameliyat geldi aklıma. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesindeki şefkatli hasta bakıcılar beni odamdan sedyeyle alıp ameliyathaneye götürmüş, 10-15 dakika sonra da yine aynı derecede şefkatli ve özenli doktorlar, beni uyutup ameliyatımı yapmıştı. Çünkü hastaneydi orası... Saygın bir üniversitenin saygın bir tıp fakültesi hastanesiydi... Şehir hastanelerindeki doktorların kalifiye olmalarıyla ilgili olumsuz tek bir söz edemem aslında. Çünkü koca bir şehir hastanesi dönsün diye Ankara'nın herkesin ulaşabileceği en güzel ihtisas hastanelerini kapattılar. Yani sorun doktorlarda ve sağlık çalışanlarında değil. Ama şehir hastanelerindeki sistem o kadar çarpık ki, bir otel ya da AVM gibi yönettikleri hastaneleri, anladığım kadarıyla ameliyathanelerde de bir mezbahaya çevirmişler. Ameliyat öncesi insanlar zaten en az sekiz saat kadar aç ve susuz bırakılıyor. Ayrıca, bir cerrahi operasyon, en basitinden en zoruna kadar yine de hep bir stres kaynağıdır. Tam olarak iyileşecek miyim, anesteziden uyanabilecek miyim, kendimi çabuk toparlayabilecek miyim stresi insanı zaten tüketir. Bir de insanı bir ameliyathanede belirsizlik içerisinde, üstelik morga yakın bir soğuklukta bekletmek, tamamen bir sinir harbine yol açar. Saat 11:20'de ameliyathaneye götürülen kızcağız, odasına ancak akşam 19.00’da dönebilmiş. Şimdi annesinin söylediğine göre bir gün daha yatacakmış. Ben de akşam üstü tekrar gidip kızı göreceğim. Ama hani derler ya Allah yokluğunu da hissettirmesin muhtaç da etmesin, şehir hastaneleri için ben farklı bir duada bulunacağım. Üniversitelerin tıp fakülteleri bence daha fazla desteklenmeli ve eski ihtisas hastaneleri, semt poliklinikleri yeniden açılmalı. Lüks AVM görünümlü, dezenfektan bile kokmayan ruhsuz tesislerde insanlar kurbanlık koyun gibi saatlerce sıra bekleyip odalarına pert olmuş şekilde dönüyorlarsa, bu gelişmişliği ben reddediyorum... :)




