Tarihin Kadın Yüzleri

NERMİN ABADAN UNAT’A “HOCALARIN HOCASI”NA BİR VEDA

Tarih
21 Aralık 2025
Okuma süresi
~8 dk

Yazan: NİL ABİK

Bazı hayatlar yalnızca yaşanmaz; bir ülkenin hafızasına ve geleceğine emanet edilir. Nermin Abadan Unat’ın yaşamı da bu emanetlerden biridir. O, yalnızca Türkiye’nin yetiştirdiği seçkin bir bilim insanı değil; Cumhuriyet’in kadınlara açtığı ufkun ve eşit yurttaşlık idealinin en güçlü temsilcilerinden biridir. Bu temsil, eğitimden kamusal hayata, akademiden siyasete uzanan geniş bir alanda; sabırla, kararlılıkla ve umutla örülen bir yaşam pratiği olarak şekillenir. Geride bıraktığı yaşam hikayesi, bireysel başarılarla sınırlı olmayan, aydın sorumluluğu bilinciyle inşa edilmiş bir ömrün izlerini barındırır.

Nermin Abadan Unat’ın yaşamı, doğuştan bahşedilmiş ayrıcalıkların değil; erken kayıpların, yer değiştirmelerin ve yalnızlıkların içinden geçerek kurulmuş uzun bir yolculuğun hikayesidir. Henüz çocuk yaşlardan itibaren karşılaştığı zorluklar karşısında geri çekilmek yerine, her eşiği yeni bir başlangıç imkânı olarak görmenin; kimliğini, dilini ve aidiyetini yeniden inşa etmekten vazgeçmemenin hikayesidir. Nermin Abadan Unat’ın 104 yıllık yaşamının belki de en belirleyici dönüm noktası, 1936 yılında Budapeşte’den ayrılarak eğitim için Türkiye’ye gelişidir. Kültürünü ve dilini bilmediği bu ülkeyi, Mustafa Kemal’in önderliğinde kurulan çağdaş Cumhuriyet’i, bilinçli bir tercihle kendisine vatan olarak seçmesidir. O andan itibaren, seçtiği hayatın sorumluluğunu da üstlenmiştir. Bu seçimle başlayan yolculuğu anlayabilmek için de hikayesinin en başına dönmek gerekir.

18 Eylül 1921’de Viyana’da kent soylu Barones Elfriede Karwinsky ve Bosna Hersek göçmeni İzmir’li tüccar Mustafa Süleymanoviç’in kızı olarak dünyaya gelen Nermin Abadan Unat (o zamanlar Suley) çocukluğunu annesi ve üvey ablası Martha ile birlikte Viyana’da geçirir. Yaşamı boyunca hem babasıyla hem de annesiyle olan anıları sınırlıdır. Babasını ancak Viyana’ya onları ziyarete geldiği zamanlarda görebilen küçük Nermin, annesinin “Çocuklar görülmeli ama duyulmamalıdır” ilkesini benimsemesi sebebiyle annesine de uzak kaldığı bir çocukluk geçirir. Çocukluğu boyunca kendisine en yakın hissettiği isim, ablası Martha’dır. Bu sebeple bir seyahatlerinde ablasının ona hediye ettiği “mor renkli kadifeden fili” hep hatırlamıştır.

Eğitim isteği küçük yaşlardan itibaren hayatının önceliklerinden olmuşsa bile annesinin “kibar çocuklar okula gitmez” düşüncesinden dolayı bir süre evde mürebbiyelerinden eğitim görür. 1927 yılında ailesiyle birlikte İstanbul’a taşındıklarında da mürebbiyeleriyle eğitimine devam eder. Ancak her gün evinin camından okula giden çocukları izlemeyi de ihmal etmez. Babasını 1931 yılında kaybettikten sonra annesi ile birlikte ablasının yanına Budapeşte’ye döner. Burada bir süre eğitimine devam etme imkanı olsa da ailesinde başlayan ekonomik zorluklar önüne yeni bir engel çıkartır. Annesi okula devam etmesi yerine daktilo öğrenmesini ve para kazanmasını ister. Hayatını değiştirecek o kararı da bu dönemde, 1936 yılında verir. Dönemin Budapeşte Büyükelçisi Behiç Erkin’in kapısını çalar ve ona Türkiye’ye gitmek istediğini söyler. Çünkü çocukluğu boyunca yabancı basında takip ettiği gazete ve dergilerden bilir ki Mustafa Kemal’in ülkesinde eğitim herkes için parasızdır. Büyükelçi ona Orient Express’in üçüncü vagonuna ait bir tren bileti, trende karnını doyurması için yemek kuponları ve biraz harçlık verir. 5 Kasım günü İstanbul’a hareket eden trene bindiğinde garda onu yolcu etmeye gelen annesini yaşamı boyunca son defa görür, ablasıyla ise ancak 20 yıl sonra tekrar birbirlerini bulacaklardır.

İşte, Türkiye’de sosyal bilimler alanında ilkleri başaracak Nermin Abadan Unat’ın hikayesi böyle başlar. Türkiye gelişinin ardından İzmir’de babasının ortağı da olan Sabri amcasının evinde yaşamaya başladığında da hayatındaki sıkıntılar ve yalnızlığı devam eder. Amcasının evinde sıcak karşılanmaz, özellikle amcasının eşi Münevver zaman zaman ona kötü davranır. Okumak için gerekli parayı bulmak umuduyla babasından kalan mirastan payını amcasından istese de gerekli parayı alarak Budapeşte’ye annesinin yanına dönememenin sıkıntısını zaman zaman yaşar. Bir zaman sonra amcasının isteğiyle annesine bir mektup yazarak okula Türkiye’de devam edeceğini ve artık ona mektup yazmaması gerektiğini bildirir. Bu, annesine yazdığı son mektuptur. Yıllar sonra amcasının ona verdiği zarfın içinden çıkan ilanda annesinin ölüm haberini alır, üstelik verilen ilanda kızı olarak sadece ablası Martha’nın adı yazılıdır.

Yaşamı boyunca hayalini kurduğu eğitim serüvenine İzmir Kız Lisesi’nde başlar. Çocukluğunun yalnızlığından onu kurtararak ailesi olan arkadaşlarıyla, namıdiğer yedili çeteyle de burada tanışır. Bu isimler Mübeccel Belik (Kıray), Günseli Tamkoç, Perihan Perçin, Türkan Erkin, Güner İçseven ve Nerime Elbe’dir. Lise yıllarında bir yandan çalışmaya devam ederek İzmir Fuar’ında çevirmenlik yapar. Üniversitede İstanbul’a gelir, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kaydını yaptırır. Fakültesindeki hocaları arasında daha sonra büyük bir aşkla evleneceği Yavuz Abadan (1905-1967) ile burada tanışır.

Fakülteden mezun olunca yaşamı boyunca politikaya olan ilgisini canlı tutacağı bir meslek olarak gazeteciliğe yönelir. Başlarda Sabahattin Selek tarafından çıkartılan bir gazetede çalışır. Ardından gelen teklif üzerine Ankara’da Ulus gazetesinde çalışmaya başlar. 1946 yılında Yavuz Abadan ile evlenince, Yavuz Bey’in o dönemde Ulus’un başyazarlığına getirilmesi üzerine bir aileden iki kişinin aynı kurumda çalışması uygun görülmeyerek işine son verilir. Bu sırada avukatlık stajını tamamlasa bile bu mesleği hayatı boyunca yalnız iki kere gerçekleştirir. Yaşamının bu yeni dönemi, aynı zamanda onun akademik hayatına giden yolun taşlarını da döşer. 1948 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde doktoraya başlar. Fullbright bursunu kazanır ve 1952-1953 eğitim yılını Amerika’da Minnesota Üniversitesi’nde geçirir. Bu sırada akademik kariyerini adayacağı önemli bir alan olan siyaset bilimiyle tanışır. Hukuk eğitimini ve politikaya olan merakının kesişiminde yer alan siyaset bilimine yönelir. Türkiye’ye döndüğünde Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde (Mülkiye) açılan asistanlık sınavlarını kazanır. Mülkiye’nin ilk kadın asistanı, doçenti, profesörü ve kürsü kurucusu olacağı akademik hayatı böylece başlamış olur.

Kariyerinin önemli bir döneminde, 1958 yılında oğlu Mustafa Kemal Abadan’ı dünyaya getirir. Yaşamında pek çok şey gibi hamileliği de kolay geçmez. Bürokrasi kavramı üzerine doçentlik tezini düşük tehlikesi atlattığı ve yatak istirahatine mecbur olduğu dönemde yazar.

Akademik yaşamında siyasal davranış ve iletişim alanındaki çalışmalarının yanı sıra özellikle iki konu başlığı üzerine yaptığı araştırmalar ön plana çıkar: kadın sorunu ve göçmenler. Toplumsal yaşamda çeşitli baskılara ve eşitsizliklere maruz kalan bu iki dezavantajlı grup üzerine yaptığı çalışmalar bugün bile akademide önemli başlangıçları temsil eder. Kadın sorununa ilişkin ilgisi ve çalışmaları yaşamının erken dönemlerinde başlar, 1960’lı yıllardan sonra dünyada yeniden yükselişe geçen feminizmin ikinci dalgasının Türkiye’deki yansımasının erken dönemlerdeki öncülerinden olur. 1978 yılında İstanbul’da “Türk Toplumunda Kadın” seminerinin düzenlenmesine öncülük eder. Bu seminer, aynı zamanda Türkiye’de kadın sorununun ele alınışında ve toplumsal cinsiyetin bir analiz birimi olarak araştırmalara dahil edilmesinde bir başlangıç olarak görülebilir. Bu seminerle birlikte kadın sorunu, yalnızca hukuki düzenlemeler ya da sayısal kazanımlar üzerinden değil; gündelik hayat, emek, eğitim, aile ve kamusal alan ilişkileri bağlamında ele alınmaya başlanır. Nermin Abadan Unat kadınların kazanımları konusunda Cumhuriyet’in modernleşme sürecinin ve kazanımlarının öneminin bilincindedir ama bu sürecin eksikliklerini de sorgulamaktan, Cumhuriyet’in sağladığı kadın kurtuluşunu bir adım daha ileri götürmeye çabalamaktan geri durmaz. Kadını edilgen bir “kazanımlar öznesi” olarak değil, toplumsal dönüşümün aktif bir aktörü olarak ele alması ve kadın kurtuluşunu Cumhuriyet modernleşmesinin açtığı yolda mümkün görmesi, Türkiye'de Cumhuriyet kazanımlarıyla yaşamını şekillendiren bir aydın olarak taşıdığı sorumluluğun bilincinde olduğunun da bir göstergesidir. Cumhuriyet, Abadan Unat’ın hayatında yalnızca bir siyasal rejim değil, kendini var etmenin bir imkanıdır. Kız çocuklarına ve kadınlara açılan eğitim yolları ve kamusal alanda yer alabilme imkanı onun yaşam öyküsünde somut karşılıklar bulur. Kadın çalışmalarına verdiği önem, Nermin Abadan Unat’ın akademik ilgi alanlarından biri olmanın ötesinde, yaşamı boyunca sürdürdüğü kamusal bir sorumluluk anlayışının parçasıdır. Bu sorumluluk, onu yalnızca Türkiye’de değil, uluslararası düzeyde de kadın–erkek eşitliği mücadelesinin etkin bir öznesi haline getirir. 1978-1999 yılları arasında Avrupa Konseyi Kadın–Erkek Eşitliği Komisyonu’nda Türkiye’yi temsil eden Nermin Abadan Unat, bu süreçte yalnızca bir ülke delegesi olarak değil, kadınların eşit yurttaşlık talebini evrensel bir mesele olarak savunan özne olarak ön plana çıkar. Komisyon bünyesinde üstlendiği görevler ve ikinci başkanlığa kadar yükselmesi, onun bu alandaki bilgi birikiminin, sürekliliğinin ve güvenilirliğinin uluslararası düzeyde de kabul gördüğünü gösterir. Abadan Unat için kadın sorunu, sınırları aşan; farklı toplumsal bağlamlarda benzer eşitsizlik biçimleri üreten yapısal bir meseledir. 1978-1980 yılları arasında Cumhuriyet Senatosu’nda Kontenjan Senatörü olarak yer aldığında da kadınların yaşadığı sorunlar mecliste gündeme getirdiği meselelerin başında gelir.

Akademide öncülüğünü yaptığı bir diğer alan göç ve göçmenlerin karşılaştıkları sorunların gündeme getirilmesi üzerine olmuştur. 1960’lı yıllardan itibaren Türkiye’den Avrupa’ya yönelen işçi göçü üzerine araştırmalar yapar. Göç olgusunu ekonomik nedenlerin yanı sıra siyasal, kültürel ve toplumsal boyutlarıyla da ele alır. Göç konusunda yaptığı çalışmalar nedeniyle Federal Almanya tarafından Liyakat Nişanı ile ödüllendirilir.

Mülkiye’de akademik yaşamını sürdürürken Türkiye’nin 1970-1980 arası çalkantılı dönemini bir hoca olarak da tecrübe eder. Yaşanan siyasal kutuplaşma ve baskı ortamında dönemin dekanı İlhan Unat (1922-2009) ile birlikte yolu zaman zaman ifade vermek ya da gözaltına alınan öğrencilerinin akıbetini takip etmek için karakola düşer. 1972 yılında İlhan Unat ile ikinci evliliğini yapar.

Kontenjan Senatörü olduğu sırada 1980 askeri darbesi yaşanınca, Mülkiye’deki akademik görevine geri döner ve 1989 yılında buradan emekli olur. Ardından İstanbul’a yerleşerek Boğaziçi Üniversitesi’nde ve İstanbul Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Eğitim Merkezi’nin lisansüstü programında dersler vermeye başlar. Boğaziçi’ndeki akademik yaşamını 2016 yılına kadar sürdürür.

Yaşam öyküsünü anlattığı Kum Saatini İzlerken adlı anı kitabını 1996’da yayımlar. 2021 yılında, 100. doğum gününde anılarını yeniden gözden geçirir ve bu sefer adını Yüz Yıllık Umut koyar. Zorluklardan geçen ama mücadelesini hep canlı tuttuğu yaşamının hikayesidir bu aslında. Belki de bu yüzden Nermin Abadan-Unat’ın hikâyesi, başarı anlatılarından çok, direnen bir umudun hikâyesi olarak okunmalıdır. Yüz yılı aşan yaşamında, 2021 yılında Boğaziçi Üniversitesi’ndeki meslektaşlarıyla çağdaş ve demokratik bilim için rektörlüğe sırtını dönerken, 2022’de Ekrem İmamoğlu’na destek vererek oyuna sahip çıkmaya giderken ve 2023’te Türkiye’nin demokrasi ve otokrasi arasında bir seçim yapacağını belirterek genç kuşağı sandığa davet ederken de aynı umudun hikayesini izleriz.

Sayısız insana ışık olan; Türkiye’nin önde gelen birçok bilim insanının yolunun kimi zaman öğrencisi, kimi zaman meslektaşı, kimi zaman da akıl hocası olarak kesiştiği bu uzun yaşam, karşılaşılan zorluklardan çok daha fazlasını aşan bir anlam taşır. Nermin Abadan-Unat’ın 104 yıllık hikayesi, yalnızlıkların ve zorlukların olduğu kadar başarının, mutluluğun ve umudun da hikayesidir ve bu hikaye Cumhuriyet’in yarattığı kadın kimliğine içkin yaşanır. Çağdaş, laik ve demokratik bir ülkeye olan koşulsuz inancı da şüphesiz bundandır.

Yaşamına birçok ilk sığdırmış Cumhuriyet kadınına, Nermin Abadan Unat’a 2025 yılının aralık ayında ailesinin, öğrencilerinin, dostlarının ve meslektaşlarının katıldığı bir törenle veda ettik. O gün, yalnızca bir bilim insanını değil; ardında emek ve cesaretle örülmüş uzun bir hayat bırakan bir aydını uğurladık.

Nermin Hoca artık aramızda değil; ancak bir Cumhuriyet kadını olarak yaşamı boyunca taşıdığı ve bugün bizlere bıraktığı miras, okula yeni başlayan her kız çocuğunda, kadınların eşitlik mücadelesinde ve çağdaş, laik, demokratik Cumhuriyet’in değerlerinde yaşamaya devam ediyor.

Otobiyografik anlatıları:

Nermin Abadan Unat, Kum Saatini İzlerken. İstanbul: İletişim Yayınları, 1996.

Nermin Abadan Unat, Yüz Yıllık Umut. İstanbul: Kırmızı Kedi Yayınevi, 2021.

Sedef Kabaş, Hayatını Seçen Kadın: “Hocaların Hocası” Nermin Abadan-Unat, İstanbul: Doğan Kitap, 2010.

Yaşamını konu edinen bir çalışma:

Nil Abik, Nermin Abadan Unat'ın Biyografisi Üzerinde Bir İnceleme: Siyasal-Toplumsal Değişme ve Kadın Kimliği, 2025, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı, 2025, Danışman: Prof. Dr. Serpil Çakır. https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezSorguSonucYeni.jsp

21 Aralık 2025

NERMİN ABADAN UNAT’A “HOCALARIN HOCASI”NA BİR VEDA