
YAZAN: Hande KEYKUBAT
Beyaz bastonu kullanmaya yeni başlayan sevgili kör, Bastonu kullanmaya başlayarak kendine daha özgür ve güvenli bir hayat armağan ettiğine göre, kör kelimesinden de incinmezsin sanırım... Öncelikle, bastonla birlikte özgür, ne istediğini bilen, beynini de kullanarak istediğin yere ulaşabilecek bağımsız bir birey olduğunu tüm dünyaya kanıtlamış oluyorsun... Bu nedenle, elinde bastonunla seni görüp acımayla iç çekenlere, tahtalara vuranlara, "Yazık, Allah beterinden korusun!" diye hayıflananlara aldırmayacağından eminim... Hatta şu konuda seni temin ederim ki, telefonlarına, çarşı vitrinlerine, yanlarından geçenlerin giyim kuşamlarına baktıkları için önünü göremeyenlerden daha fazla güvendesin sen çünkü bastonunla sürekli önünü tarıyor, dikkatsiz insanlar da dahil olmak üzere karşına çıkan tüm engellerden herkesten daha fazla haberdar olabiliyorsun... Boyuna uygun bir bastonu doğru tekniklerle kullandığında, artık kimsenin seni çekçekli bir bavul gibi oraya buraya çekiştirmesine, 10 metre öteden sana sanki uzaktan kumandalı bir cihaz muamelesi yapar gibi müdahale etmesine, kararlı bir şekilde gideceğin yere doğru yürürken gelip sana "Nereye gidecen, gel de seni götürem!" diyerek dikkatini dağıtmasına tahammül etmek zorunda değilsin... Üstelik, nereye gideceğini bilmeyen insanlara doğru yolu herkesten daha iyi tarif edebilirsin... Ya da eğer öndeysen, arkadaki bir kişi için bir kapıyı sen de tutabilirsin... Çünkü bastonun ve beynin varken, artık sokakta birilerinin kolunda, onların insafına göre yürümek zorunda olan pasif bir oyuncu değilsin... Onlarla eşit şartlarda yolu kullanan, aktif bir bireysin... Bilmediğin bir yolu sorman gerekse de sana verecekleri tarife göre bastonunla yine kendin gidebilirsin... Başka biriyle tanışıp sohbet etmek için onunla birlikte yürümek ise, elbette tamamen senin hür seçimin...
Beyaz baston seni yalnızca gideceğin yerlere ulaştırmakla kalmaz ayrıca... Kendini gerçekleştirmek için kurduğun hayallere de ulaştırır... Beyaz bastonun elinde olduğu sürece, bütün şehirler, bütün otogarlar, havaalanları, iskeleler, taşıtlar ve mekânlar ayağının altındadır... O özgürlüktür, güvendir, görünürlüktür... Kendine güvenen, kendini gerçekleştirebilen bağımsız bireye ise, tüm kapılar er geç açılır... İnsanlar kucaklarına alıp sevdikleri pasif, sevimli fakat bağımlı oyuncularla kendi iyilik yapma içgüdülerini tatmin edip mutluluk hissedebilir, ama her istediklerini yaptıramayacakları, istedikleri gibi davranamayacakları, kişilik sahibi, bağımsız bireylere güvenir ve sorumluluk verir... Baston bu anlamda, karşındaki kişiye seninle ilgili olarak "Ben tercihleri olan, bağımsız, seninle eşit bir bireyim" mesajı vermeni sağlar... Böyle bir bireye kimse "Seni evlendirelim de sana bakacak biri olsun" diyemez... Sokakta durdurup "Gel biciköpüverem" deme cesaretini de gösteremez... "Üzülme, Allah seni öbür dünyada cennetine koyacak" gibi bir teselliye başvurmaya ise teşebbüs bile edemez... Yani demem o ki, "Bağımsızlık ve özgürlük benim karakterimdir" diyorsan tıpkı Atatürk gibi, beyaz bastonun bir uzvun gibi, elinin devamı gibi olacak... Onu bırakmanın gören birinin gözünü kapatarak hareket etmesinden farklı olmadığını idrak edeceksin...




