"Eşim engelli, çocuğum engelli, bunlara kim bakacak!"

Tekerlekli sandalyede oturan bir kişi ve yanında ayakta duran başka bir kişi silüet hâlinde.Tekerlekli sandalyedeki kişi ortada, oturur pozisyonda; diğer kişi sağ tarafta ayakta duruyor ve eliyle sandalyedeki kişinin elini tutuyor.

YAZAN: Hande KEYKUBAT


Üsküdar Belediyesinde yaşananlar, yani bazı belediye meclisi üyelerinin çeşitli sebeplerle saf değiştirmesi ve halkın CHP'ye verdiği ilçe yönetme yetkisinin masada tekrar AKP'ye devredilmesi, vatandaşın yeniden "Seçime ne gerek var o zaman kardeşim! Biz seçiyoruz, bizim seçtiğimiz insanlar siyasi saiklerle görevden alınıyor!" diye düşünmesine sebep oldu... Toplum olarak çok güzel şeyler düşünürüz, ama düşündüklerimizi ne kadar ifade ederiz, o kocaman bir soru işareti olarak karşımızda duruyor... Neyse... Ben Üsküdar belediyesindeki seçimde oy değiştirenlerden birinin, aslında isim vermek bir enerji israfıdır, ama Ayhan Aydın isimli bir meclis üyesinin oy değiştirme gerekçesine odaklanacağım bu yazıda... Yeni Parti İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik anlattı... Adam Özgür Çelik'in de duyabildiği bir telefon konuşmasında hüngür hüngür ağlayarak "Savcı beni tutuklamakla tehdit etti. Eşim engelli, çocuğum engelli, ben tutuklanırsam bunlara kim bakacak!" demiş...

Ben birine kızıp da okkalı bir "Allah belânı versin senin!" savurmayı düşündüğüm her zaman bundan vazgeçiyorum... Yok, öyle babaannemin "Aman yavrum belâ okuma, yoksa sana döner!" öğüdü nedeniyle falan değil... Eğer varsa zaten işleri başından aşkın olabilecek olan bir Allah figürüne bir de belâ verme görevi yükleme hadsizliğinde bulunmamak için vazgeçiyorum bundan... En iyisi belâ okumak yerine görüşlerimi açıklayayım...

Bir kere, engelli çocuğunun ve eşinin durumunu Üsküdar halkına ve belediyedeki çalışma arkadaşlarına yaptığı kaypaklıkları gerekçelendirmek için kullanan Ayhan Aydın isimli herife yazıklar olsun! Soyadındaki Aydın ifadesini hak etmeyecek kadar karanlık ruhlu, karanlık kişilikli biri o demek... Eğer savcının tehditlerinin bir karşılığı varsa, yani gerçekten de saf değiştirmediği takdirde birilerinin açığa vurabileceği bir falsosu varsa bu durum onun kendi kaypaklığıdır... Herkes belki irade açısından güçlü olamayabilir ve bir zorlukla karşılaştığında aynı sağlam duruşu sergileyemeyebilir... Bunların hepsi ben tasvip etmesem de bir noktaya kadar anlaşılabilir... Ne var ki, eskiden telefonlarda para dağıtan yarışmalara çıkıp da "çocuğum sakat, eşim özürlü, yaşlı babam var, paraya ihtiyacım var" diyen tipler beni ne kadar iğrendiriyorsa, iktidarın Üsküdar'ı masada alma niyetini bile bile oy değiştirip de sonra "Engelli çocuğuma, eşime kim bakacak! o yüzden oy değiştirdim!" diye ağlayarak özür beyan edenler de o kadar iğrendiriyor... Yetmiyor, beni çılgın bir öfkeye gark ediyor... Allah vere de, Engelli bir kadınla evlendiği için insanlardan bağış toplamak ya da övgü beklemek gibi pisliklere bulaşmamış olsa herif... Madem engelli bir kadınla evlendin ve çocuğun da engelli oldu. O zaman dürüst bir hayat yaşa ve kimse seni tutuklamakla tehdit edemesin... Masumsan zaten "Beni tehdit ettiler" diye yedi düvele duyurabilir, destek bile toplayabilirsin... Yaptığın kaypaklığı engelli çocuğunu ve eşini bir manevi kalkan gibi kullanarak mı gerekçelendiriyorsun! İşte kişisel olarak bir engelsizle evlenmeyi istemememin nedenlerinden biri de bu... Böyle kaypaklıklara zaten göz yummam da engelsiz eşim beni kullanarak mesela çalıştığı kurumda daha üst bir görev ya da bir etkinlikte daha önden bir sıra talep etse, benim için bu bir boşanma sebebi haline gelir... Böyle şerefsizlikleri için beni gerekçe olarak gösterse zaten muhtemelen katil olurum... :)

Tepki gösterdiğim bir diğer husus ise sosyal güvenlik sistemimizin ya da toplum düzenimizin de engellileri aynı evde yaşadığı ya da birinci dereceden yakını olan bireylere mahkûm etmesi... Daha yoğun bir bakıma ihtiyaç duyan engelli bir birey, eğitimi ya da motivasyonu olsun ya da olmasın, evde birlikte kaldığı kişiye emanet ediliyor, o kişiye söz konusu engelli birey için bir miktar para veriliyor ve takip tamamen bırakılıyor... Anne, kardeş, eş, her neyse, sonradan o engelliyi istismar mı ediyor, bakımını yapıyor mu, bir kenarda unutuyor mu... Konu komşu ya da akrabalar tarafından göze çarpan olumsuz bir durum olmadığı takdirde, kimse gerçek anlamda düzenli bir takip, ev görüşmesi falan yapmıyor... "Yapıyoruz" diyenler ise tamamen yalan söylüyor! Halbuki bakım veren kişi bir melek değil... Olmak zorunda da değil... Hatalarını, kaypaklıklarını kamufle etmek için "Ne yapayım, engelli eşime ve çocuğuma bakacak kimse yok ki!" deyip hem kendini toplum nezdinde aklamaya teşebbüs edebiliyor hem de bir çeşit engelli istismarına sebep olabiliyor... Engelli bireylere "bakıma muhtaç birer kırılgan nesne" gözüyle bakılmasa halbuki, bir insan yaptığı hataları "benim engellim var" diye gerekçelendiremez... Ayrıca madalyonun diğer yüzünü de düşünecek olursak, bir konuda sağlam bir duruş sergilemesi gerektiğinde "Ya bana bir haksızlık olur da engellim mağdur olursa" diye düşünmesi gerekmez... Yine bir seçimin haksız şekilde gasp edilmesi, bir belediyenin halkın iradesi hilâfına, halkın seçmediği bir partiye devri, ve oy değiştirme gerekçelerinden biri olarak öne sürülen "Ama evde engellilerim var!" savı... Düşünüyorum da, Hitler'in engellileri gaz odalarında öldürmesine ya da deneylerde kullanmasına dair politikalar hâlâ devam mı etseydi acaba! Ya da arada bir içtiği şey her neyse onu çalkalamadan içtiği için aşırı doz haline geldiğini düşündüğüm abim Bülent Oduncu'nun espriyle karışık olarak söylediği gibi engelliler mayın tarama faaliyetlerinde falan mı kullanılsa! Külliyen kurtulmuş olurdunuz o zaman engellilerden! Ne güzel bir dünya olurdu değil mi!)

"Eşim engelli, çocuğum engelli, bunlara kim bakacak!"