ŞAŞIRDIKLARIM

Deniz kenarında büyük bir otel kompleksi. Ön planda denize paralel uzanan uzun, dar bir yüzme havuzu ve etrafında beyaz şezlongların, güneş şemsiyelerinin dizildiği bir teras alanı. Havuzun hemen arkasında ağaçlar ve bitkilerle çevrili bahçe düzenlemesi. Solda 5 katlı, açık renk taş cepheli, dikdörtgen pencereli klasik görünümlü bir bina. Sağında, daha yatay uzanan, üst katında yeşil çatı bahçesi olan modern bir bina. Cephesinde sütunlar ve geniş camlar.

YAZAN: Yayla BOZTAŞ

Yazlıktan eve dönünce her seferinde yapılmış değişiklikler, kapatılmış dükkânlar, yeni açılmış mekânlar, daha yaz başında birilerinin oturduğu evlerde kiralık, satılık ilânları görüyorum. Bu değişime, gerekli olmayan tadilâtlara, bir yıl önce büyük umutlarla açılan işyerlerinin yıkılıp yapılan yenileme çalışmalarına bakınca bir tuhaf oluyorum.

Son iki yılda sokağımızda yiyecek mekânı olmayan yer kalmadı. İki veterineri saymazsak hepsi yemekçi(!) Belki bir yıl sonra onlar da istenen fahiş kiraları ödeyemeyip başka yerlere gider ya da et yemekleri dükkânı açarlar.

Hamburger, tavuk, pilav, kebap, şiş köfte, söğüşçü, muhallebici, gözlemeci ve bir yığın içkili mekân.

İnsanlar ne zaman bu kadar obur oldu. Yemek kokularına bağımlılık yapacak ilaçlar mı katıyorlar yoksa? Bütün mekânlar ağzına kadar dolu. Kızarmış yağ, tavuk, et kokan bir sokak hiç de sevimli değil. Bir tabak makarna için kuyrukta bekleyenler. Önce makarnayı sonra kazığı yiyenleri ben neden düşünüyorum ki?

En son yol üzerindeki eczanenin boşaltıldığını gördüm üzülerek. İlaçlarımızı aldığımız, beklerken söyleştiğimiz eczacımız… Beynini zorlayıp çalışarak eczacı olmuş o insanın dükkân sahibinin fahiş kirasını ödeyemeyip buradan uzaklara gittiğine çok üzüldüm. Biz tanıdığımız bir esnafı, o da müşterilerini yitirdi. Orada hemen tadilâta başlandı ve koca bir bez afiş asıldı eczanemizin önüne. İngilizce yazılanlardan burada Yunan yemekleri yapılacağını öğrendim.

İnsanlar ne zaman bu kadar keyif düşkünü oldu diye düşünürken burnu yapılmış, dudakları şişirilmiş, yüzü gerdirilmiş kadınları daha yakından görme şansım oldu. Onlar boş masa beklerken ben de orada kaç boş kafa olduğunu saymaya başladım. Yalnızca yemek, güzel olmaya çalışmak, kendini göstermek ne zamandan beri yaşam felsefesi oldu. Artık kimse yalnız değil, elinde kahve, telefon olan gençler, kızlar, erkekler, yaşı kemale ermiş kişiler de hiç yalnız değil. Yakında kitap okuyan kimse kalmayacak, dost söyleşileri, düşünsel tartışmalar, mırıldanan şarkılar unutulacak.

Dünyanın parasını ödeyerek kahvaltı salonunda döşettikleri masada ne yazık telefonlarına bakarak kahvaltı yapanlara çok şaşırıyorum ve kızıyorum. Üstelik masadaki birçok kahvaltılığı yemeden bırakıp kalktıklarını görünce şaşkınlığım, öfkem artıyor. “Bana ne bu onların yaşamı, tarzı” demeliyim ne yazık diyemiyorum. Kötü bir yetişkin mi oldum yoksa?

Paketlenmiş yaşıyor artık insanlar. Yüksek katlı apartmanlarda, sefer tası gibi evlerde, üst katlarında kimin oturduğunu bilmeden, asansörde bir gördüğüne bir daha rastlama olasılığının çok seyrek olduğu bir kopukluk, yabancılık, tekbaşınalıkla yaşıyorlar. İnsan olmanın, iletişimin, sevgi göstermenin, teşekkür etmenin hiçbir zararı yoktur.

Yalnız yiyecek değil, sebze, meyve, market alışverişini kuryelerle yaptıranlar da başka bir yenilik, modernlik sayılan bir yenilik. Sokağa çıkmak alacağı ürünü seçmek, koklamak, görerek almak ne zaman eski moda bir alışkanlık oldu. Market çalışanı, kasa görevlisi, herhangi bir insanla yapılacak bir iki cümlelik bir söyleşi bile insanı yalnızlıktan kurtarır.

Ah neler yazıyorum. Bu yazıyı genç biri okursa bana kesinlikle kızar. “Hadi canım sende saçmalamışsın” diyebilir. Siz demeyin emi sevgili okurlar. Saygılarımla.

ŞAŞIRDIKLARIM