Tarihte İz Bırakan Kadın Örgütleri

OSMANLI MŰDAFAA-I HUKÛK-I NİSVAN CEMİYETİ

Tarih
21 Aralık 2023
Okuma süresi
~5 dk

HAZIRLAYAN: Emine ORTAKAYA

e_mine_ortakaya@hotmail.com

SESLENDİREN: Nazmiye COŞKUN

II. Meşrutiyet’te Kadın

İnsanlığın göz ardı edilen kesimlerinin tarih sahnesine kitlesel olarak çıkış mücadelesi olan 19. yüzyıl bir dizi siyasal, ekonomik değişimi beraberinde getirirken aynı zamanda demokratik sisteme içkin ama örtük olarak var olan özgürlüklerin de kazanılmasını gerektirmiştir. Bu yüzden 1870’lerden sonra burjuvazinin içinde yaşanan dönüşümlerin, burjuva kadınlarına, özellikle kızlarına daha geniş bir etkinlik alanı açması kaçınılmazdı. Klasik bir burjuva ailesi aynı zamanda kadının çalışmasını gerektirecek düzeyde bir ekonomik gelir modeline sahipti. Üstelik yeni ekonomik sistem kadının ekonomideki yerinin de farkındaydı. Hem üreten hem tüketen olarak kadın, bir sektör olma yolunda fark edilmişti. Burjuva liberalizmine bağlı olarak gerçekleşen hareketlerin ihtiyaç duyduğu özgürleşme biçimi, yani siyasal ve yasal açıdan erkeklerle aynı muameleyi görme ve cinsiyete bakılmadan toplumsal yaşama birey olarak katılma talebi, kadının geleneksel yerinin çoktan ortadan kalktığı, dönüşmüş bir toplumsal yaşam örüntüsünü varsaymaktaydı ama bu tip bir dönüşüm gerçekleşmekten çok uzaktı. Burjuva liberalizmi herkese eşit haklar tanımakla beraber kadın erkek gibi cinsiyete dayanan bir ayrım gözetmek bir yana, sınıfsal bir farklılık da söz konusu edilmeksizin bu yalnızca kanun önünde bir eşitlik olmaktan öteye gidemezdi. Kadının eşitlik yolundaki mücadelesi uzun bir süreçtir ancak 20. yüzyıla geçişte pek çok faktörün bir araya gelmesiyle savaş dönemi kadın hareketi açısından özellikle bir sıçrama alanı olarak kendini göstermiştir. Milliyetçi söylemin önem kazandığı ve milli devletlerin oluşturulmaya başlandığı, yeni milletlerin inşasına girişildiği bu dönem, aynı zamanda savaşın etkisiyle kadının var olma mücadelesinde belli kapıların aralanmasına olanak vermiştir.

Osmanlı toplumunda da savaş kadınların toplumsallaşmasına hız kazandırmıştır. Osmanlı’da 19. yüzyılın sonunda ve 20. yüzyılın başında şekillenen feminist hareket, toplumsal çıkarı bireysel çıkarın önünde tutan milli bilinç oluşturma süreciyle el ele gitmiş, kadınların özel alana bağımlılığı azalırken kamusal hayata katılmalarının meşruiyeti de yine bu savaş ortamıyla sağlanmıştır. Savaş ve kadın hareketi sayesinde orta sınıflı kadınların çalışması tartışılır hale gelmiş ve böylece cinsiyet düzeninden kaynaklanan erkek kadın ayrımında daha sonra gerçekleştirilen değişikliklere bir kapı aralanmıştır.

Meşrutiyet döneminde oluşan eşitlik ve özgürlük ortamına, eşitlik ve özgürlük iddialarının kanunlara yansımasına rağmen kadınlar bu değişimin kendilerini kapsamadığını fark ettiler. Tıpkı Avrupa’daki hemcinslerinin yaşadığı hayal kırıklığında olduğu gibi örgütlenmeye başladılar. Kadınlar artık ortak bilinç oluşturmaya, eş ve anne rolleriyle sınırlı toplumsal konumlarından kurtulmaya çalıştılar. Eğitim, çalışma, eşit yurttaşlık ve oy hakkı ve evlilikle ilgili taleplerini yüksek sesle dile getirdiler.

Meşrutiyet döneminin öne çıkan özelliklerinden biri kadınların aktif olarak toplumsal hayata katılmalarıdır. Bu dönemde kadınlar çeşitli cemiyetlerin üyeleri ve hatta kurucuları olmuşlardır. Kadın sorunları ve vatan savunması için dernekler kurulmuştur. Hatta İttihat ve Terakki Partisi’nin kurduğu kadın dernekleri de vardır.

Örneğin karma eğitime geçilmesi. Karma eğitime geçildikten sonra Darülfünun Coğrafya Bölümünün ilk kadın mezunu olma unvanına sahip Şair Şükûfe Nihal, ilk Türk feministlerinden Ulviye Mevlan başkanlığında Mayıs 1913’te kurulan Müdafaai Hukuki Nisvan Cemiyetinin İdare Heyeti arasında yer almıştır.

II. Meşrutiyet döneminde kadın dernekleri arasında feminist olarak tanımlanabilecek en radikal dernek Osmanlı Müdafaai Hukuki Nisvan Cemiyetidir. Bu dönemde gerçekleştirdiği faaliyetlerle kadın dernekleri arasında sesini en çok duyuran olmuştur. Dernek, Kadınlar Dünyası dergisi aracılığıyla kuruluşunu duyurarak harekete destek veren kadınların sözcülüğünü üstlenmiştir. Bilinçlendirme ve yol gösterme işlevleri ile Osmanlı kadınının harekete geçmesini sağlamıştır. “Osmanlı Müdafaai Hukuki Nisvan Cemiyeti Faaliyette” başlıklı yazıda derneğin üye kabulüne başladığı, üyelik koşulları ve amaçları yer almıştır. Kadınların dış kıyafetlerinin ıslahı, çalışma hayatının ıslah edilerek kadınların sefaletinin azaltılması ve eğitimin genelleştirilerek kadınların kültür seviyesinin yükseltilmesi hedeflenmiştir. Derneğin programında kadının toplumsal yaşamla bütünleştirilmesi, çalışma hayatına katılması vurgulanmıştır. Kuruluş aşamasında siyasi hak talebi programda yer almamıştır. Ancak 1921 yılında bu talep de dernek programına girecektir. Dernek, kadın erkek eşitsizliğine karşı mücadele başlatmış, kadının durumunun düzeltilmesi için toplumsal inkılap yapmanın vakti geldiğini belirtmiştir. Boşanma hakkının kadına tanınması, çok eşliliğin önlenmesi, görücü usulünün kaldırılması gerektiği belirtilmiştir. Dernek, geçim kaynağından yoksun kadınlar için iş evleri açmayı önermiş ve örnek olarak bir terzi evi açarak dışarıya siparişle iş yapılmasını sağlamıştır. Derneğin kadın ve erkeğin iş hayatında birlikte yer alması yönündeki yayınları başarılı olmuş, kadınlar tarafından çeşitli ticarethaneler açılmıştır.

Osmanlı Müdafaai Hukuki Nisvan Cemiyeti özellikle Kadınlar Dünyası dergisi aracılığıyla her alanda kadınların karşılaştıkları problemleri dile getirmiştir. Derneğin iki önemli başarısı olmuştur. Bunlardan ilki dernek üyesi Belkıs Şevket’in ilk Türk kadını olarak uçağa binmesidir. Belkıs Şevket uçağa binmek için havayolu şirketine başvurmuş fakat kadın olduğu gerekçesi ile talebi reddedilmiştir. Daha sonra gerekli izinler alınarak Türk kadınının ilmi gelişmelere seyirci kalmadığı gösterilmek amacıyla Belkıs Şevket pilot eğitmeni Fethi Bey ile birlikte uçmuştur. Hatta dernek orduya uçak hediye etmek istemiş ancak bu girişimi gerçekleştirememiştir. Belkıs Şevket’in uçağa binmesi ve orduya “Kadınlar Dünyası” ismiyle bir uçak hediye etmek için heyet oluşturulduğu da dergide büyük bir gururla duyurulmuştur.

Derneğin asıl başarısı ise yedi Osmanlı kadınının ilk kez bir kamu kurumuna girmesini sağlamasıdır. 1912 yılında Dâhiliye Nezaretine yazılan bir tezkerede istihdamlarına gerek görülen kadınların memuriyete tayin edilip edilmeyeceği sorulmuştur. Tezkereye olumlu cevap gelince kadın memur çalıştırma talebi ilk olarak Osmanlı Dersaadet Anonim Telefon Şirketinden gelmiştir. İki yüz Müslüman kadın başvuru yapmış ancak Fransızca ve Rumca bilmedikleri gerekçesiyle kabul edilmemişlerdir. Derneğin teşviki ve verdiği mücadele sonucu yedi Müslüman kadın memur olarak işe başlamıştır.

Kadınların hukuki talepleri Osmanlı kadınlarının çeşitli dergiler ve dernekler aracılığı ile verdiği hak arayışı mücadelesindeki taleplerini birkaç başlık altında toplayabiliriz. Öncelikli talepleri eğitim hakkı, çalışma hakkı ve aile hukukuna dair talepler olmuştur. Daha sonra bunları siyasi hak talepleri izlemiştir.

Eğitim Hakkı: Kadınların en çok üzerinde durduğu mesele eğitim hakkı olmuştur. Açılan okullardaki eğitim öğretim programının iyileştirilmesi, kadınlarla erkeklere aynı eğitimin verilmesi gibi konularda taleplerini dile getirmişlerdir. Eğitim alanında en çok mücadele ettikleri mesele ise yükseköğrenim hakkı olmuştur. Kadınlar eğitim haklarını isterken “daha iyi eş” ve “daha iyi anne” olabilmeyi gerekçe göstermişlerdir. Aslında bu gerekçeleri isteklerini erkeklerin nazarında meşrulaştırmak için kullanmışlardır. Erkek karşısında varlık kazanabilmek, erkeğe ait kamusal alanın sınırlarını aşabilmek için eğitim almalarının zorunluluğunun farkına varmışlardır.

1921 yılına gelindiğinde Osmanlı Müdafaa-i Hukuk-u Nisvan Cemiyeti seçme ve seçilme hakkını dernek programına dâhil etmiştir. Artık kadınlar meclis üyesi olmak, siyasi hayatta aktif rol almak istiyorlardı. Hükümete bu yöndeki taleplerini de iletmişler, siyasi hayatta kadınların önlerindeki engellerin kaldırılmasını ve resmi görüşmelere kadınların da katılmasını istemişlerdir. Dernek ekonomik sorunlar nedeniyle 1921 yılında faaliyetlerine son vermek zorunda kalmıştır.

Türk kadınına siyasi hakların verilmesi konusu ilk kez 1923’te TBMM’de Milletvekili Seçim Kanunu görüşülürken gündeme getirilmiştir. Daha sonra 1924 Anayasası hazırlanırken ve seçim kanununun bazı maddelerinde değişiklik yapılması gündeme geldiğinde tekrar tartışılmış ancak kadınların lehine bir sonuç çıkmamıştır. İlk kez 1930 yılında kadınlara belediye seçimlerine katılma hakkı tanınmıştır. 1934 yılında kadınlar TBMM’ye kadar bir gösteri yürüyüşü yaparak bütün siyasi haklarının tanınmasını istemişlerdir. Bunun üzerine Mustafa Kemal Atatürk kanun tasarısı hazırlanması direktifini vermiş ve kadınlar sonunda 1934 yılında genel seçimlerde seçme ve seçilme hakkına kavuşmuştur.

Yukarıda görüldüğü gibi kadınlar haklarını alabilmek için birçok koldan aynı anda çalışmışlardır. Bugün sıradan görünen pek çok hak için kadınlar gerek Avrupa’da gerek Amerika’da ve gerekse Müslüman toplumlarda büyük mücadeleler vermişlerdir.

KAYNAK

Türkiye Barolar Birliği 1917 Özel Sayısı

385 TBB Dergisi 2017 özel sayı Berna YÜRÜT

21 Aralık 2023