Çoğalalım Çoğaltalım

BEKÂR ANNELER DERNEĞİ

Açık tenli, kızıl dalgalı saçlı, kolları göğsünde çapraz duruyor. Yüzünde hafif, kendinden emin bir gülümseme ve doğrudan kameraya dönük. Üzerinde krem rengi, dokulu bir blazer ceket, içinde beyaz bir tişört ve mavi kot pantolon. Ceket kollarının uçlarında üçer düğme detayları. Sol bileğinde koyu renk bir akıllı saat ya da bileklik takılı. Kulaklarında açık renk sallantılı küpeler.

SÖYLEŞİYİ YAPAN: Şule SEPİN İÇLİ

 

Şule: Sevgili izleyicilerimiz, ‘Çoğalalım Çoğaltalım’ köşemizin bu ayki konuğu, ‘Bekâr Anneler Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Özlem Özmen. Özlem’le, kadın yoksulluğuyla ilgili oluşturulan bir Danışma Toplantısında karşılaştık. Derneğin adı çok ilgimi çekti. Kendisiyle hemen iletişim kurduk. Biz önce kendisini tanıyalım.

Özlem: Bağımsız feministim, anneyim, 45 yaşındayım. 11 yıldır Ankara’da yaşıyorum. “Ankara’ya sonradan gelmelerdenim” derim espriyle. Bu güzel şehirde artık köklenmek istiyorum. Çalışmalarla, üretimlerle, başta kadınlar olmak üzere dayanışabileceğim gruplarla güzel bir çalışmanın içerisinde var olmaya çalışıyorum. Sizinle yolumun Emel Memiş hocamın davetiyle, kadın yoksulluğu, tek başına yaşayan kadınların sorunları, çözüm öneri modelleri konusunda neler söyleyebilirizi konuştuğumuz bir ortamda çalışmak, bu çalışmaları yapan, yazan, üreten, engelli olsun olmasın bu ayrımı ortadan kaldıracak dergi çalışmanız beni çok heyecanlandırdı. Hayatta tek başına durmaya çalışan milyonlarca kadından biriyim. Köşenizin adı da çok güzel. Tek başınayız ama yalnız değiliz dediğimiz bir yerden derneğimize giriş yapabilirim. 17 yaşındaki oğlumla yaşıyorum. Dolayısıyla deneyimlerim var. Literatürde bekâr anne, yalnız anne tek başına haneler, tek başına ebeveynlik şeklinde tanımlanabiliyor. Akademik, teorik gibi farklı alanlarda farklı kavramsallaştırmalar olsa da sonuç itibariyle, evlilik, ölümle, boşanmayla ya da evlilik olmadan yan yana gelen bireylerin yaşadığı hanelerde çocuklarla yaşayan anneannelerin, babaannelerin ebeveynlik yaptığı tek başına haneler, kişisel ilgi alanımdı. Çünkü yoksulluk, hak temellilik, ayrımcılık, ötekileştirme ve bu ülkede kadın olmanın çok kesişimsel bir tarafı var. Tek başına deneyimi olan ama kendini öyle yalnız, çaresiz, mazlum, mağdur edilmiş görmeyen, hep var olurken var olmaya gayret eden biri olarak kendimi tanımlayabilirim.

Şule: Nereden mezunsun, nerede çalışıyorsun?

Özlem: Aslen Denizli doğumluyum. İstanbul Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-Televizyon, Sinema Bölümü mezunuyum. Uzun yıllar sektörde çalıştım. Gazetecilik, televizyonculuk, haber editörlüğü, haber spikerliği, program yapımcılığı, röportajlar, yerel basında çalışmalar yaptım. Ama kadın çalışmalarına hep ilgim vardı. Duygu Asena, Dergi Yayımcılığı Dersimize giren hocalarımızdan biriydi. ‘Dipsiz Kuyu’, ‘Akıllara Zarar’’, kadın çalışmaları, Üniversiteli Kadınlar gibi Gençliğimden beri birey ve toplumun bir arada nasıl daha sağlıklıyaşayabileceğini dert eder, yazar çizerdim. Reklam ajansında metin yazarlığı, Sherif Gören senaryo Atölyesinde Senaryo Yazarlığı yaptım. Dergi çalışmaları yapmanızdan ayrı bir keyif almamın sebebi bu. Yazıyla hep haşır neşir olan biriyim. Pamukkale Üniversitesi’nde, İletişim Danışmanı ve uzman olarak o dönemin rektörüyle çalıştım. Kültürel konularda üniversitede, organizasyon koordinatörlüğünde çalıştım. Ege Üniversitesi Rektörlüğünde Basın Halkla İlişkiler Bölümünde çalışırken, 11 yıl önce bir kadın Milletvekilinin davetiyle danışman olarak çalışmaya başlamayla, yolum Ankara’ya düştü. TBMM’de yasama danışmanlığı, insan hakları, çocuk hakları, kadın hakları, yaşadığımız pandemi afeti krizleri nedeniyle hak gaspı, düşünce ve ifade özgürlüğü gibi çok sayıda dernekleri, sivil alanı ilgilendiren dirsek temasıyla aktivist olarak raporlamalarda bulundum. Okuma serüvenim devam ediyor, kendime “Öğrenici” diyorum. Oğlumun doğumundan sonra yüksek lisansa ara verdim. 15 yıl sonra afla dönüp Sosyal Yardım ve TBMM’de milletvekillerinin söylemlerini analiz ettiğim yoksulluk çalışmalarımı derinleştirdim. Sınavsız Sosyal Hizmet Bölümünü 3. Üniversite olarak okumaya başladım. Uzaktan Anadolu Üniversitesinde Yeni Medya Bölümünü pandemi döneminde bitirdim. Çok disiplinli alanları, farklılıklara açık olmayı seviyorum.

Şule: Anlatımlarını dinlerken içimden, “Eyvah!” dedim. Dergi olarak gönüllü arayışı içerisinde olduğumuzdan, seslendirme yapabileceğini, yazabileceğini içimden geçirdim.

Özlem: Tabi. Röportaj da yaparım. Çünkü bu eşitsiz, hiyerarşik düzende, sizin gibi seslerini duyurmak için sivil alandaki insanların hem birbirlerine ihtiyacı var hem de seslerini büyüterek hiç ummadığımız insanlara ulaşmak söz konusu. Her türlü ihtiyaçlarınızda umut vermek için yanınızda olmaya gayret ederim.

Şule: Harika, bu sözü sizden alarak söyleşimizi büyük bir keyifle devam ettireceğiz. Yeni bir iş var galiba.

Özlem: Henüz netleşmedi. Üniversitede memur olarak çalışırken, “Kadrom Ege’de kaldı” diyerek şarkı söylüyordum. YÖK’ün becayiş genelgesiyle üç üniversiteden biri olarak ODTÜ’yü tercih etmiştim. Süreç resmi olarak tamamlanırsa, medya ve siyasette akademi dünyasının içinde olacağım. Hem engellilik hem yazı çalışmaları hem de genç öğrenciler olduğu için belki daha yeni alanlara doğru ilerleriz.

Şule: Bekâr Anneler Derneğinin oluşum sürecini bizimle paylaşabilir misin?

Özlem: Yolumuz Serap Yelkenci ile kesiştiği için dernekte hem kurucu üye hem de yönetim kurulu üyelerinden biri olarak bulunuyorum. 2022 yılında, Sivil Düşünün bir atölye çalışmasına katılmıştım. Katılma amaçlarımdan biri, zaman yoksulluğu kavramıydı. Hem kadın yoksulluğu, yoksulluğun kadınlaşması hem de o dönem Türkiye’nin ilk Roman milletvekili Özcan Purçu ile ve Roman gruplarla yaşadıkları sorunlarla ilgili çalıştığım için bakım krizi, yoksulluk ve haneler üzerine düşünüyordum. Sivil Düşünde zaman yoksulluğu, bakım krizi ve kadın bakım yükü gibi konularda çalışmak istediğimi söyledim. Serap adında bir kadının İnstagram hesabı açarak bekâr anneler diye bir topluluk oluşturmaya çalıştığını belirterek bizi onunla eşleştirdiler. Yaz boyunca online olarak bir topluluk nasıl oluşturulur, nasıl ilerler, dernekleşmek isterse nasıl evrilebilir, ne gibi krizlerle karşılaşır ve nasıl yönetir? Gibi konuları içeren Sivil Düşün eğitimlerine katıldım. Topluluktan dernek olan, Türkiye’deki çevre, kadın, engelli toplulukları gibi çok değişik yerlerden kişilerin kendi deneyimlerini aktardığı bir üç ay geçirdik. 2024 yılında, Serap artık derneği resmileştirdi. ‘Bekâr Anneler Günü’ olarak tanımlanan bir günde, kadın sosyolog hocaların ‘Bekâr Annelik Sanatı’ adlı yaptıkları bir çalışmada Türkiye’de Bekâr Anneler Derneğinin kurulduğunu açıkladık. Bu oluşuma gönül vermekten çok mutluyum. Bu arada bütün Türkiye’yi etkileyen bir deprem yaşandı. Sevgili Serap’la dirsek teması halinde, özellikle tek başına kalan annelerle Kriz İletişim Merkezinde çalıştık. Sesimizi çoğaltabilmek için “Türkiye’de bekâr anneler, tek başına haneler gerçeği vardır. Sondan başa gidecek olursak, şu faaliyetleri gerçekleştirdik: “Bu kadar aile yılı ilan edilirken, aile tek tip değildir. Tek başına anneler, çocuklarını büyütürken zorluklarla karşılaşır. Bunları aşmak için kamusal politikalara ihtiyaç vardır.” Diyerek meclisteki tüm siyasi partileri ziyaret ettik. Mecliste bunun gündemleştirilmesini, bir araştırma komisyonu kurulmasını talep ettik. Yaklaşık 6 ay önce, ‘Bekâr Anneler’ Ankara çemberini oluşturduk. Bu çemberde psikolog bir arkadaşımızın katkılarıyla yaklaşık 30 kadını Çankaya Belediyesi ev sahipliğinde, Eşitlik Birimi bünyesinde, harika bir psikodrama atölyesi gerçekleştirdik. Ankara’da tek başına yaşayanlar varsa, bizi duymamışlarsa, sosyalleşmek, yan yana gelerek yalnızlaşmak istemeyen kadınlar varsa bize ulaşmalarından memnuniyet duyarız. Her ilde yok ama hem sosyal medya hesapları üzerinden hem bu tarz ziyaretlerle yaygınlaşmaya çalışıyoruz. İlerleyen süreçte, Maltepe, Çankaya, Ankara Büyükşehir belediyeleriyle bazı çalışmalar planladığımız bir aşamadayız. Çeşitli modeller geliştirmeye çalışıyoruz.

Şule: Derneğinizin işleyişiyle ilgili biraz bilgi alalım. Yönetim kurulu kaç üyeden oluşuyor? Kendinizi daha çok üye yapmakla mı yoksa faaliyet yapmayla ilgili mi tanımlıyorsunuz?

Özlem: Daha fazla üyemiz olsun, daha fazla kişiye ulaşalımdan ziyade, biz kimiz, bekâr annelik nedir, ekonomik, sosyal ve duygusal destek programları, bu konunun Türkiye’de düşünülmesi, topluluğu ve kadınları güçlendirerek yalnız olmadıklarını anlatmak üzerine daha çok var olma konularıyla ilgileniyoruz. Biz bir yardım temelli dernek değiliz. Sivil alanda ortak çalışmalara katılıyoruz. Kasım ayında yurt dışında gerçekleştirilecek ve dünyada çok önemli bir yere sahip olan tek başına ebeveynlikle ilgili uluslararası bir kongreye davet aldık. Dünyada tartışılan ama Türkiye’de henüz kabul görmeyen, sahiplenilmeyen bir konu olduğu için önceliğimizi, var olma ve kendimizi anlatmaya ayırdık. Türkiye’de tek başına ebeveynlerin dörtte üçü annelerden oluşuyor. Babalar da var tabi. Bu gruplarla irtibat kurmaya çalışıyoruz. Onlara yalnız olmadıklarını hissettirmek istiyoruz. Lokal, aşamalı bir biçimde gidebilecek, gönüllülükleri olan, destek ve dayanışmayla yerel yönetimlerle, kamu kurumlarıyla iş birliğinde, kadınları yan yana getirecek buluşmaları planlamaya çalışarak ilerliyoruz.

Şule: Kadınların o kadar farklı alanlarda yaşadıkları sıkıntıları var ki özellikle boşanmış kadınların çok dışlandığını, ayrımcılığa maruz bırakıldıklarını biliyoruz. Kadın örgütlerinin çoğu belirli bir kesimle çalışmak eğiliminde oluyor. Acaba gecekondu çevrelerinde, yerellerde bu tür çalışmaları sürdürmeyi düşünüyor musunuz? Çünkü oradaki kadınların daha can yakıcı, belki de çoğu kişiyle paylaşamadıkları sorunları var.

Özlem: Genç, yaşlı, kentte, kırda tek çocuklu, çok çocuklu, ailesinin yanına dönmek zorunda, çalışan, çalışamayan, temizlik işçisi, engelli olan o kadar çok geniş bir kitle var ki Türkiye’de üç buçuk milyonu aşan bir kitle olduğunu duyanlar çok şokladı. Mecliste bu rakamın çok afaki olduğunu düşünenler oldu. TÜİK’in 2025 yılındaki rakamları dahi Türkiye’de 26 milyonu aşan tek başına hanelerden söz ediyor. Üstelik bu sayı giderek artıyor. Bunun üç buçuk milyonunu aşan kısmının, tek başına anneler olduğunu söylüyor. Türkiye’de davalar çok uzun sürebiliyor. Derneğimizin yaptığı araştırmalara göre şiddet, ekonomik problemler nedeniyle ailesinin yanına dönmek zorunda olanlar, boşanma aşamasındakiler, şiddet görse de eşine tekrar dönmek zorunda olanlar bu rakamlara dahil bile değil. Bu kadınların çocuklarını büyütmeye çalıştıklarını göz önünde bulundurursak, en az 7-8 milyonluk bir evrenden söz ediyoruz. Aile yılıyla birlikte, sanki kendi isteğiyle boşanmış, boşanmayı kutsamış gibi önyargı var. Bekâr anneler, çok geniş bir evren. Sorunlar çok ortak. Sosyal devlet anlayışı öldüğü için kamusal kreşlerin, yaşlı bakım merkezlerinin olmadığını, derin yoksulluğun, sosyal yardım alanların sayısının her geçen gün çok arttığını biliyoruz. Sosyal yardımla hayatını ikame etmek zorunda olan güvencesiz bir kitle Türkiye’de devasalbir çokluk krizi boyutunda derin yoksulluk yaşıyor. Elbette bu grup bizi doğrudan ilgilendiriyor. Sevgili Hacer Foggo ile ‘Yetersiz Bakiye’ diye yaklaşık on program yaptık. Kendisi Türkiye’de yoksulluk üzerine çalışanlardan biri. İki yıldır tek başına yoksul hanelerdeki yalnız anneleri gündemleştirmeyeçalışıyor. Çünkü soba yok. Eve 2-3 TL bir sosyal ekonomik destek geliyorsa, kendi boğazından kısmak zorunda kalan kadınlardan söz ediyoruz. Yani kadın yoksulluğunun da çocuk yoksulluğunun da çok derinleştiği milyonlarla ifade edilen haneler var. Bu hanelerde yapılan çalışmalar var. Masa başı raporlardan yoksulluk döngüsünü kırmak, nesiller arası yoksulluğu yok etmek için çok ciddi çalışmalara ihtiyaç var. Bu sadece merkezi bir bütçeden kısıtlı bir pay ayırıp her yıl sosyal yardımı artırmakla çözülecek bir yoksulluk meselesi değil. Bu sadece kamu kurumlarının değil, özel sektörün, yerel yönetimlerin iş birliği içerisinde yürütmeleri gereken, sosyal yardıma indirgenemeyecek, kapsayıcı, bütüncül bir sosyal politikalarla desteklenmesi gereken çok boş bırakılmış bir alan ne yazık ki. Çok çalışmaya ihtiyaç var ama akademik çalışmalarla ve saha raporlamalarıyla yapılıyor. Pandemiyle bu çok arttı. Çünkü dünyada bir bakım krizi yaşandı. Bu da hem yoksulluk hem bakım krizi hem hane içinde gelirin nasıl bölüşüldüğü, yoksulluğun sadece gelire bağlı olmamasıyla ilgili değil, yoksunluklarla ilgili. Bir kadının hayal kuramaması, mahallesinden çıkamaması, sağlık hizmetine erişememesi, akıllı telefonunun olmaması, e Devlet şifresi olmadığı için kamusal bir hizmeti yerine getirememesinden tutun da eve çok az bir gelir geliyorsa, bir öğünü atlayıp çocuklarına yedirmeye çalışması… Örneğin okullarda ‘Bir öğün beslenme’ kampanyaları yapılamadığı için, o da çocuğunu okula aç göndermemek için evde hep kendinden verdiği bir yoksul kadın ve yoksul çocuklar profiliyle karşı karşıyayız.

O yüzden yapısal boyutunu, saha boyutunu, bütçe dahil kamusal yani siyasal iktidarın politikaları boyutunu da düşünmek zorunda kalıyoruz. Hem çalışan hem de çalışmak (istihdama katılmak) isteyen kadınlar için başta kreş hizmetleri, yaşlı bakım merkezleri, engelli bakım merkezleri olmak üzere bazı çözüm önerilerimiz elbette ki var.

Şule: Peki, dernek olarak bütçe meselesini nasıl çözüyorsunuz, gelir-gider probleminiz var mı?

Özlem: Ankara’da olmanın lobi, temsiliyet, görünürlük, hem de daha çok da sosyal yardım ve yoksulluk politikaları noktasında bizim de derneğe gelir getirici bir etkinliğimiz yok; aslında derneğimizin genel merkezi de İstanbul’da. Dolayısıyla biz daha çok etkinliklerimizde belediyelerden yer tahsisi, gerekiyorsa başka hizmetler alıyoruz, bir de ufak tefek sponsorluklar, bağış karşılığı küçük çantalar gibi aksesuarlar yapıyoruz, gönüllülerimizin katkıları, daha çok yönetim kurulu üyelerinin gerek çevreden buldukları gerekse kendi katkıları. Evet, aslında derneğimiz Başkanımızın da sık sık hatırlattığı gibi bir yardım derneği değil, hizmet ya da yönlendirme yapıyoruz. Bu anlamda çok büyük paralara-bütçelere ihtiyacımız yok. Sadece çalışmaları yürütmede ihtiyaç duyduğumuz ekip, WEB Sayfası, bizim de görünürlüğümüzü artırmaya, mahallelerde çalışmak ya da daha fazla kadına ulaşabilmek için ek bir bütçeye ihtiyacımız var tabi. Aslında bu tür dernekler Türkiye bir dernek cenneti olmasına rağmen az çünkü bütün bakım ve ev işleri, hele bir de çalışıyorlarsa kadınların üzerinde. Bunun için kadınların fazla vakti yok. Hem evde hem işte çalışmaktan, yaşlı bakmaktan, ev işlerini erkeklere göre daha fazla yapmaktan dernekleşmeye, örgütlenmeye zaman ayırabilmek çok çaba gerektiriyor. O yüzden biz küçük küçük başlayıp yavaş yavaş artırıyoruz. Bu arada Türkiye’de gerçekten güzel gelişmeler oluyor. Örneğin ‘İhtimam Derneği’, ‘Bakım verenler Derneği’, Benim Eşitlik Akademisi’ne dahil olduğumda karşılaştığım bazı küçük dernekler Türkiye’de artık bakımın, eşit ebeveynliğin, ev işi paylaşımının imkânlarını sorgulayan hane içinde olanlara dair bakım temelli politikaları farklı açılardan ele alan ilgili babalar platformu, AÇEV’de babalık eğitimleri veren bir sosyal hizmet uzmanı var. Böyle böylefarklı alanlarda birbirini besleyen çalışmalar. Biz de naçizane küçük de olsa dernekleşip adımızı bu işlerde duyurduğumuz ‘Biz de varız,’ dediğimiz, üye kitlesini genişlettiğimiz, yalnız olmadığımızı duyurduğumuz bir aşamadayız şu anda.

Şule: Somut olarak bir dernek size başvursa, dese ki ‘Bizim bulunduğumuz yerde çok fazla boşanmış ya da tek ebeveynli kadın-çocuk var, desteğe ihtiyaçları var, bunlara bir seminer verelim.’ Bu tür işleri yapabiliyor musunuz?

Özlem: Tabi. Severek yapıyoruz. ‘Bekâr annelerde kendi içimizde bir doktorumuz vardı. Mesela şöyle şeyler oluştu; ‘Ankara Çemberini oluşturduğumuzda kendisi de bir bekâr anne olan, psikodrama grup drama eğitimleri veren, afet çalışan bir arkadaşımız bize psikodramayla tanışma, kaynaşma gibi drama etkinlikleri yaptırdı. Orada belli oldu ki, örneğin Serap ‘Benim artık bir dernek kurmam lâzım. Benim gibi kadınlara nasıl ulaşırım? Kimseyi tanımıyorum. Yalnız kaldım,’ diyerek yola çıkıyor.

Bir başkası doktorluktan emekli olunca, ‘Artık, ben çok fazla dernekle uğraştım. Emekliliğimde daha yeni kendime döndüm ve böyle çalışmalara katılabildim.’ Diyen var. Psikolog, sosyolog, sağlıkçı… farklı mesleklerden kadınlar; özel sektörde çalışanlar var. Biz örneğin Ankara çemberinde bir WhatsApp grubu kurduk. Bu grupta bazen iş ilanları oluyor, duyuruyoruz. Bazı ortaklıklar kuruluyor; örneğin, Güneş Kültür Sanat Derneğiyle Ankara Çemberini oluştururken ben şunu ısrarla önerdim; ‘Kadınlar gelecek ama Anneler nasıl gelsin çocuğu evde bırakıp gelecek, kime bırakacak?’ ve Güneş Kültür Sanat Derneğiyle birlikte eş zamanlı bir oyun atölyesi planladık. Bu dernek, gönüllüleriyle, kendi uzmanlarıyla, çocuklarla atölye yaparken, anneler içeride kendilerine çok iyi geldiğini ifade ettikleri, tanıştıkları, kaynaştıkları bir psikodrama etkinliğinde bir araya geldi. Bizim uzman havuzumuzda psikologlar dahil olmak üzere farklı meslek gruplarından insanlar var. Ara ara paylaşımlar yapıyoruz; duyuruları birbirimizle paylaşıyoruz. Yaz bitip okullar açılıp çocuklar eğitim hayatlarına başlayınca, yakın zamanda annelerle hem seminer hem etkinlik yapacağız. Öteki kurumlarla paslaştığımız yerler de var; örneğin, Büyükşehir Belediyesi sosyal hizmetler biriminin sosyal yardım üzerinden mahallelere giden ekipleri var, biz bu kadın danışma merkezleriyle, eşitlik birimiyle irtibat halindeyiz. Bazı etkinlikleri onlarla birlikte planlayacağız. Hem seminer hem etkinlik ve online eğitimler olacak. Finans okur-yazarlığı eğitimi verildi çünkü özellikle ev işçisi, evde bakım veren, tek başına olan kadınların ekonomik zorluklarla baş etme yöntemi geliştirmesi gerekiyor. Dolayısıyla, finans okur-yazarlığı, psikososyal güçlenme talepleri geldi. Özel sektörde de şirketlerin insan kaynakları birimleriyle, bekâr annelerin çalışma hayatında çok daha büyük sorunlar yaşamasından hareketle izin konusunda biraz daha toleranslı davranılması istendi. Bankalarla görüşüldü ve bazı modellemeler üzerinde çalışıldı. Bunlarda kadınların ekonomilerini, psikososyal olarak güçlenmelerini sağlamak üzere model geliştirmeye çalıştık.

Şule: Boşanmayı çok kötü olarak algılayıp ısrarla ‘Ailesi olsun,’ oradaki şiddet sorununa da ‘Kol kırılsın, yen içinde kalsın,’ diyen bir sistemle birlikte yaşadığımız için, bir de geriye gidiş var, bundan on yıl sonra dernek olarak kendinizi nerede görmek istersiniz?

Özlem: Bu röportaja gelmeden önce, Başkanımız Serap’ın Youtube’da yaptığı son konuşmasına baktığımda, o konuşmada, Kasım ayında yapılacak olan uluslararası ‘Tek başına ebeveynlikle ilgili çalışmada derneğimizin yer alacak olması, toplantıda, dünyada neler oluyor, başka ülkeler ne yapıyor, bunları görecek ve kendi ülkemizde olup biteni anlatma fırsatı bulacağız ve Serap şöyle devam etti:

“Ben bu işe girerken, ya ben boşanmıştım, acaba benim gibi boşanmış kadınlar var mı?... Çekirdek ailelerden dışlanıyoruz. Okul veli gruplarından çıkarılıyoruz, tek başına kadınlar bazen ‘Tehlike’ olarak görülüyor. Onların çocuklarıyla ‘ya, bu zavallı, boşanmış aile çocuğu. Problemli olur.’ Diye damgalanıyor…” Gibi çok temel, çok insani, kendi hayatımızda olan sorunlardan yola çıkmış. Ben beş yıl kadar önce bunu sorup da böyle bir video çekip paylaştığımda, böyle 50-60 kadın ‘Ben de… Ben de şöyle bir hikâye yaşadım… Ben de şöyle şöyle yalnızlık çektim… Ben de çocuğumu büyütürken çok zorlanıyordum… Boşanma sonrası ben de arkadaş gruplarından dışlandım…’ Diyen çok fazla hikâye duyduğunda çok sevinmiş. Yani aslında ne kadar fazla ve ne kadar yalnızız.” Duygusunu aşmak için beş yıl önce bir kadın bir video çekip yola çıkıyorsa, ben tek başıma Ankara’da mücadele etmeye çalışırken başka benim gibi hem Bakım kriziyle hem çocuğuyla, hem eviyle ve hem de işiyle baş etme arayışında birçok kadınla buluşuyorsam, böyle kesişen hikâyeler çok birikiyorsa, beş yıl sonra da Serap’ın anlatımından çok hoşlandığım bir bölüm; beş yıl sonra da bizim derneğimizin de katkısı vardır mutlaka, ‘Yahu bekâr anneler de mi varmış, neymiş bu bekâr annelik, aman bunlar da durup durup boşanmak istiyor. Boşanma da işte böyle abartılıyor, zaten boşanmanın kendisi problem…’ Diyen bir önyargıdan, bir ayrımcılık, bir dışlanmadan, tek tip bir aile anlayışıyla, tek başına ebeveynlerin çocuklarının da bir aile çocuğu olarak görülmemesinden kaynaklı algının beş-on yıl sonra kırılmış olmasını umuyor, bundan derneğimize de tabi bir pay çıkarıyoruz. Çocuklarımız da öyle boynu bükük, zavallı değil, çok sağlıklı çocuklar. Sağlıklı, güçlü bireyler olarak hayatımıza devam etmek için birbirini güçlendiren kadınlar olarak yan yana gelme konusunda emek verdiğimiz için bence biz sağlıklı toplumun sağlıklı bireyleri olma yolundayız. Türkiye’de benzer alanda çalışan dernekler artacak, çocuklar büyüyecek, belki bizim tek başına büyüttüğümüz gençlerin kurduğu dernekler olacak, onlar da kendi gözlerinden yeni anlayışla, yeni dernekler kuracak… Ama benim umudum o ki; derin yoksulluk içinde açlıkla terbiye edilerek mağdur olan, soğuktan donarak ölen büyüyen kız çocuklarının artık daha az böyle bir derin yoksulluk ve yoksunluğa maruz kalmasını, Türkiye’de eşitliğin artmasını dilerim. ‘Aile aile’ diyerek sosyal devletin kendi sorumluluğunu aileye yıkma, ‘Tırnağı olan başını kaşısın,’ anlayışıyla ekonomik yükü bireylerin üzerine yıkma yanlışından dönmesini umuyorum. Bu, siyasî iktidarın görüşünü paylaşıp paylaşmama meselesi değil. Bütçe hakkımızın gasp edildiği bir dünyada, eşitsiz, adil olmayan bütçelere, kamusal hizmetlere maruz kalma durumunun bir an önce iyileşmesini ve gençlerimizin umudunu geri kazanmalarını umut ediyorum. Bunun için de çabalamaya hem çocuğumu yetiştirip hem fedakâr, saçını süpürge eden, kahrolan, kendi hayatını hiçleştiren, bunun sonucu olarak yalnızlaşan, bir sürü kronik hastalığa sahip olan, hayatını mahvetmiş bir kadın profili değil hem kendini hem birbirini hem de çocuklarını gözeten bir anne, kadın olmaya devam edeceğim.

Şule: Biz de ‘Umudun Kadınları’ Dergisi olarak bu umutlarınıza katılıyoruz. Son olarak ilave etmek istediğiniz bir şey var mı?

Özlem: Derginizin adı, köşenizin adı çok güzel. ‘Kendine Ait Bir Oda’yla bitirebiliriz: Kadınların, kendi üretimlerini yapabildikleri (yazı yazma, düşünme, hayal kurma, vb.) bir odalarının kendilerine ait olan bir köşelerinin olabilmesi iyidir ama yalnızlaşmamak ve birlikte düşünüp üretebilmek için odalardan-köşelerden balkonlara, avlulara, bahçelere çıkıp birbirimize bakalım. Kapı önlerinde buluşalım. Öyle bir dünya hayal ediyorum ki; ortak çamaşırhaneleri, ortak mutfakları, ortak yaşam alanları, paylaşım olsun. Sesimiz böylelikle çoğalacak ve gür çıkacak. Bana bildiklerimi söyleme fırsatı verdiğiniz için size çok teşekkür ederim.

Bir dahaki köşelerde yeniden buluşmayı diliyorum. Bizi sosyal medyada bulup takip edebilirsiniz. Umut niteliksiz bir şey değildir. Umudu artı-değere dönüştürmek dileğiyle tüm izleyicileri selamlıyorum. Umut paylaşmaktır.

Şule: Biz çok teşekkür ederiz.

29 Eylül2026

https://www.linkedin.com/checkpoint/challengesV2/AQGsCKyOm3WPNgAAAaDxqzVBDn4qQlLi_BYN5pP95ESI6y8LxixPovx7AycrcXX4DQiAvE5IqY6OQwph9NkDXo67YrG02fjB_A?ut=2wlW91o6D_qss1

https://www.facebook.com/bekâranneler.org/?locale=tr_TR

https://x.com/bekârannelerder

https://www.instagram.com/bekârannelerdernegi/

Eposta: Destek talebi, gönüllülük/katkı ya da kurumsal iş birlikleri için e-posta aracılığıyla bizimle iletişime geçebilirsiniz.

info@bekâranneler.org

https://bekâranneler.org/

BEKÂR ANNELER DERNEĞİ