
SÖYLEŞİYİ YAPAN: Şule SEPİN İÇLİ
Şule: Sevgili izleyenlerimiz, ‘Arı Kovanı’ köşemizin bu ayki konuğu İngiltere’den. Önce Fergül hanımı kısaca tanıyalım.
Fergül: Merhaba, Londra’dan ve serin, yağmurlu bir sonbahar havasından, Türkiye’de bizi izleyen tüm kadınlar. İzmir doğumluyum. İlgi alanlarım, ta küçüklükten itibaren sokakta, yollarda, kırık dökük çanak parçaları, değişik objeleri toplayıp onlar üzerinde düşünmeye ve hikayeler kurmaya yönelikti. Bu parçaları evde küçük kutularda saklardım. Annem bulduğunda, “Neden bunları eve getiriyorsun?” diyerek epeyce kızardı. Terlik ve süpürge olayını bilirsiniz. Odalara açıp girdikleri için daha çok tuvalete kapanır, orada uzun süre düşünmelere dalardım. Küçükken, “Ben hep bir düşünür olmak istiyorum” derdim. Çünkü düşündükçe aklıma çok güzel fikirler geliyordu. Bu küçük objeler üzerine değişik hikayeler kuruyordum. Edebiyatla tanışmam, bu düşünme olayı üzerinden başladı. İstanbul’da grafik okudum. Daha sonra İzmir’de heykel bölümünü bitirdim. Seçimim, güzel sanatlar ve edebiyat üzerine oldu. Yurt dışında ve yurt içinde çok sayıda sergilere, bienallere katıldım ve sergiler açtım. Resim ve heykel yapma serüvenim devam ediyor. Asıl bölümüm heykel ama çok zahmetli ve orkestra gibi farklı elemanlara ihtiyaç duyan bir alan. Şimdilerde daha çok akrilik boyaya yöneldim. Edebiyat çalışmalarıma gelince: Uzun yıllar grafik ajanslarında çalışmam oldu. İş hayatında, kitlelere mamulü nasıl propaganda edeceğime dair metin yazma serüveni olduğu için oralardan aldığım eğitimlerle de bir yazma serüveni gelişmiş oldu. Güzel sanatlar, resim-heykel ve yazma alanlarında kitaplara yöneldim. Birkaç tane kitabım ve ortak kitaplarımız var.
Şule: Heykeltraş ya da yazar olmakla ilgili çok tatlı bir öykünüz varmış. Heykellerinizin konusu genellikle neyle ilgili?
Fergül: Gerek heykel yapmamda ve akrilik, pentürçalışmalarımda gerekse edebiyat ürünlerimde, ana konum kadın hakları, kadının özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi. Heykellerimin %90’ı kadın figürleri üzerine.
Şule: Kitaplarınızın ayrıntılarına girebilir miyiz?
Fergül: Bir röportaj kitabım var. ‘İzmir Devrimciler’ diye 22 kişiyle yaşadıkları dönemi, mücadelelerini, kendilerini, ilk gençlik yıllarını anlatan bir çalışmam oldu. 72’den fazla ‘İzmir’im’ projemizin koordinatörlüğünü yaptım. İzmir’ gerek sanat, edebiyat alanında gerek gazeteci, şair, yazarlarla kendilerinin 40 yılını anlatmalarını istediğimiz ‘Kent kitapları’ dizimiz var. Çok başarılı bir çalışma oldu. İzmir’in semtlerini, mahallelerini karış karış inceleyen kitaplar dizisiydi bu. Basında çok ilgi gördü. Çok çeşitli televizyon kanallarından, yazarlarımızla, benimle proje hakkında bilgi alındı ve yaygınlaştı. Bu toplu kitaplara, Londra’dan katkımız oldu. ‘Rengin Kadınlar Grubu Korosu’ ile iki kitabımız oldu. Kadın arkadaşlarımız için yazma serüveni ve yazma isteği doğuracak bir çalışmaydı bu. ‘Rengin Kadın Göçmen Öyküleri’ adı altında iki kitabımız çıktı. Bunun düzenlenmesinde vardım. Bu ortak kitaplardan gurur duyuyorum. Çünkü çok farklı insanların söz söyleme ve yazmaları için bir ortam kurmuş oluyoruz. En son kişisel kitabım, ‘Düş Sürgünü.’ Kent kitaplarımdan, ‘Affet Beni Altındağ’ kitabım var. Bu kitabın adını soranlar çok oldu. Doğduğum yer Kadifekale ama büyüdüğüm yer, Altındağ. Bir gecekondu semti sayılırdı. Fabrikalara yakın, fabrika işçilerinin yaşadığı bir semtti. Daha önceden İzmir’in Levantenlerinin ve varlıklı kesimlerinin yaşadığı, toprakları, bağ ve bahçeleri olan bir yermiş. Daha sonra sanayiye geçişle birlikte İzmir’in dışına doğru, Işıklar ve Pınarbaşı tarafında Dyo Boya, Pınar Süt, BMC, METAŞ gibi büyük sanayi fabrikaları kurulunca fabrikadaki insanların yerleştiği bir yer haline gelmiş. Gençliğim orada geçti. Oradan ayrıldıktan sonra, İstanbul ve İzmir’in farklı bölgeleri yerleşimlerimde olunca unutuldu. Herkes için bu böyle. Doğduğumuz, büyüdüğümüz topraklardan ama isteyerek ama istemeyerek ayrılarak farklı yerlerde hayatımızı sürdürebiliyoruz. Geriye döndüğümde, orası için bana emek vermiş olan o topraklar, o çevre ve o ortam için ‘Ben ne yaptım?’ şeklinde düşünmek hayatımız açısından belki mümkün olmuyor. O yaşadığım yeri, İzmir’deki Altındağ semtini anlattım. Ona yönelik bir şey yapmamanın özeleştirisi niteliğinde olduğu için adını ‘Affet’ olarak koydum.
Şule: Ankara’da da Altındağ ilçesi var, demek ki İzmir’de de varmış. O zaman bir sonraki sayımızda öykülerinizden birini yayımlama müjdesini izleyicilerimize verelim mi?
Fergül: Ne kadar güzel olur, çok sevinirim. Kitap okuma, sesli olarak bir arada dinleme, çok güzel faaliyetler. Kadınların okuma ve yazmalarını geliştirmeleri açısından çok faydalı olduğunu düşünüyorum. Burada da okuma gruplarımız var. Online üzerinden, okuduğumuz kitapları tartışıyoruz. Bir araya gelerek kitap okuyan gruplar görüşlerini bildiriyor. Bunlar çok değerli faaliyetler.
Şule: Kitaplarınız seslendirildi mi acaba? Görme engellilerin okuyabilmesi için bu çok önemli. Ya da pdf formatlarını GETEM kütüphanesi gibi ilgili yerlere verebilirseniz, çok iyi olur.
Fergül: Kendi sesimden kayıt yaparak öykümü size gönderebilirim. Kayıt yapan bir kurum varsa, İzmir’e geldiğimde arzu edilen bir kitabı ya da öykülerimden bir kitabı okuyabilirim.
Şule: Dergimiz için sizden bir öykü almak, bizi çok mutlu eder. Başka kitaplarınız var mı?
Fergül: 4-5 tane ortak kitabımız var. Yazarlar öykülerini aynı kitapta buluşturuyorlar. En son kitap fuarında imzaya açılan ‘Hayata Dokunan Öyküler’ kitabımız oldu.
Şule: İzmir’den çok yazarımız var. Siz de bu kadroya dahil oldunuz böylece. Yazma serüveninizin ayrıntılarına girelim isterseniz.
Fergül: Sanatın heykel pentür alanında olduğu gibi edebiyat alanında da ana alanım, kadın sorunları, hakları ve mücadelelerini içeren yapıtlar. İngiltere’de yaptığımız, Rengin Göçmen Kadın adlı iki öykü kitabında, kadınların yazma serüveniyle ilgili çok deneyim kazandım. Avrupa’da olsun, Türkiye’de olsun, çok klişeleşmiş yargılar vardır. Kadınlar evin içinde düşünülür. Meslekleri, toplumsal rollere göre belirlenir. Evde çocuk bakar, büyütür, ailenin İçişleri Bakanı gibidir. Bu şekilde kadını onore etmeye çalışan, ‘Cennet annelerin ayaklarının altındadır’, ‘saçını süpürge eder’ gibi kadın figürü ve rolleri, kadını toplumdan hep koparmaya yönelik tutumlardır. Bugün baktığımızda, hayatın her alanında kadınlar var. Kondüktörlerden pilotlara kadar. Mimar, mühendis, doktor gibi… yine de kadını hep evin içinde düşünmeye yönlendirir mevcut iktidarlar ve sistem. Dinler, gelenekler hep böyle. Oysa kadın kalemi eline aldığında, yaşadığı hayata dair ve tahayyül ettiği, düşündüğü güzel bir hayata dair öyle güzel şeyler yaratıyor ki şaşarsınız. Bu olaylara şahit oldum. Gurbetçilik yaşamından tutun da çocuk gelinlere, köylerdeki hayata, fabrikalardaki yaşantıya kadar onları erkek gözüyle değil, kadın gözüyle kendini bir başkasının değil de kendini kendisinin tarif ettiği hayatları ortaya serdi bu öyküler. Bu iki kitabın oluşması için yıllarca Almanya’dan, İsviçre'den, Fransa’dan, Amerika’dan öyküler aktı bize. Yurt dışındaki kadınları kapsıyordu bu yaptığımız çalışma. Bu öyküleri seçtik ve bu iki kitap oluştu. Kadınlar sanki cinsiyetlerinin doğal bir özelliğiymiş gibi evin yükünü sessizce yükleniyorlar. Biz buna, ücretlendirilmemiş, görülmemiş emek diyoruz. Bu emek tabi ki çok değerli ama kadın sadece bu değil. Kadınların yazma eylemlerini, görme engelli dinleyicilerimizin yazma faaliyetlerini de çok değerli buluyorum. Tabi ki öncelikle okumak-okumak-okumak… Okudukça gönül ve zihin gözümüz açılıyor. Görmekle ilgili değil sadece. Yaşadıklarımızı, duyduklarımızı düşünerek kaleme dökmek çok değerli bir çalışma.
Şule: Dergimiz, sadece görme engelli okuyuculardan değil, diğer tüm kadınlardan da oluşuyor aslında. Herkesin okuması ve yazması çok önemli. Yazar arkadaşlar uygun görürlerse, onların öykülerinden de dergimizde yayımlamak isteriz. Onların tanıtımı da olur. Biz de farklı pencerelere açılmış oluruz. İngiltere’de yayıncılık serüveniniz var. Onu da paylaşabilir misiniz?
Fergül: Türkiye’deyken de radyo televizyon yayıncılığı yaptım. Güncel olayları değerlendiren ‘Akşam Saati’ programımız oldu. Zaten reklamcılıktan gelme bir iştir, röportaj yapma ve televizyon programcılığı. Bu program, kadınların görülmez emeğini ve onları tanıtmaya yönelik bir program dizisi oldu. Adı ‘Kadın İzleri.’ Daha çok kadınların farklı alanlardaki faaliyetlerini öne çıkaran ve bu alanlarda öne çıkmış kadınları tanıttık. Öne çıkmak derken, bir örnek olması babında. Okulda öğretim görevlisi olan Doçent Doktor Yurdagül Bezirgân Arar hocamız, televizyon programı yapıyor ve iletişim televizyon alanında öğrenci yetiştiriyor. Onunla röportaj yaptık. Türkiye’nin farklı illerinde faaliyetler yapan Nazik Işık’la bir program yaptık. Eve iş alan kadınların hakları, kadınların toplumdaki eşitsiz rolleri üzerine konuştuk. Kendisi Eşit Yaşam Derneğinin kurucusu ve yöneticisi. Türkiye’de ilk kadın Film Festivalini başlatan, Ankara’daki Uçan Süpürge Derneği’nden Halime Güner’i konuk ettik. Türkiye’nin Van, Sivas, Kayseri, Diyarbakır, İzmir, Edirne, Antalya gibi en ücra köşelerini dolaşan ekibiyle kadınların kadınlar için yaptığı eğitici, öğretici filmleri gösteriyor. Farklı kentlerdeki kadın organizasyonlarına ihtiyaçlarına göre teknik bilgiler veriyor. İnternet çağında, aklınıza gelen, bize desteği olabilecek kurumlara ve kişilere çok kolay ulaşabiliyoruz. Tanıdıkların, tavsiyelerin de olması, daha kolaylık sağlıyor. İngiltere’de bu anlattığım kişilerle televizyon programı yaptık. Televizyonlar artık kurumsal alanda değil, Youtube kanalıyla yaygınlaşıyor. Bu programlar Youtube kanalında yayımlanıyor. Türkiye’de de televizyonda kitap tanıtım programı yaptım. Radyoda hayatın her alanıyla ilgili programlar yaptım. Reklamcılık sektöründe gerek yazılı medyada gerekse görsel medyada program yapma olanakları vardır. Oralardan gelme bir beceri diyelim.
Şule: Şu an İngiltere’de program yapma dışında başka işlerle uğraşıyor musunuz?
Fergül: Bu gruplarla kitap üzerine çalışıyorum. Rengin Kadın Korosundayım ve konserleri oluyor. 100 kişilik bir kadın korosu. Bunlar kadın faaliyetleri. Amacımız müzik, resim, iletişim gibi alanlarda, hep görülmez emeklerimizi görünür ortamlara taşımak, kadınların gücünü medyada göstermek, topluma kendini örgütlü olarak çıkarmak. Çünkü çağımız, iletişim çağı. Artık iletişim her şeyden önemli. Sosyal ortamlar, internet ortamları gibi değişik mecraları kullanmak önemli olan. Bu koro da bu amaçla doğmuş. Korona zamanında, evlerinden dışarı çıkamayan kadınlar, internet üzerinden birbirleriyle görüşüp bir araya gelerek ne yapabileceklerini düşünmüşler. Şarkı söylemek istemişler. Bu şarkı söylemeler öyle bir ilerledi ki farklı illere giderek kendi içlerinde orkestra oluşturdular. Daha çok genç insanların bu işe dört elle sarılması, çok umut verici ve çok güzel.
Şule: Bu koro hep Türk kadınlardan mı oluşuyor ve hangi tür müzik yapıyorlar?
Fergül: Türkçe ve Kürtçe konuşan büyük bir kadın kitlesi var burada. Kürtçe, Zazaca, İspanyolca, İngilizce, Türkçe şarkılar söylüyorlar. Hepimizin bildiği türküler ve Youtube kanalında var. Ağırlık, Anadolu ezgileri.
Şule: Evrensel bir müzik yapıyorlarmış. Şu an yapmış olduğunuz televizyon programı 15 günde bir değil mi?
Fergül: Evet. Kadınlar ve toplum olarak engelli hayatlar konusunda çok az bilgimiz var. Derginizle engelli-engelsizlere yönelik bir faaliyet yapıyorsunuz. Biz hayatımızda her türlü engele karşı olan kadınlarız. Sistem ve toplumun uyguladığı gerek emek gerekse hak ve hukuk üzerinden eşitsizliklere, ayrımcılığa karşıyız. Sadece engelliliği değil, kadınlar olarak haklarımızı konuşmak istiyoruz. Hepimiz engelleniyoruz. Kadınlar o kadar çok engellenmiş ki evde yazmayı ve okumayı bir suç olarak görüyorlar. Sanki yemek pişirmekten, çocuk bakmaktan, eşine hizmet etmekten kendisini alıkoymuş gibi hissediyor. Toplum, “Aaa! artist mi olacaksın, yazar mı olacaksın, roman gibi bir hayat, gerçekler farklı” gibi eleştiriyor, ayıp sayıyor. Edebiyatın başlangıcında, 18. Yüzyılda, İngiltere’de böyle olaylar yaşanmış, sadece bizde değil. Çok iyi bildiğiniz, Jan Eyre ve Uğultulu Tepeler romanlarının yazarı Charlote ve Emily Bronte kız kardeşler, lise ve orta okulda okuduğumuz kitaplardı bunlar. Kadınlar kitaplarını İngiltere gibi bir ülkede kendi adlarıyla yayımlayamamışlar. Jane Austen -Aşk ve Gurur kitabı yazarı çok ünlü bir yazar, 25 yıl kendi adını kullanamamış. Virginia Woolf, kadınlara, “Mutlaka kendinize ait bir oda, kendinize ait bir alan, kendinize ait bir an yakalayın ve yazın” diye öneriyor. “Kendine Ait Bir Oda” kitabının adı. Kalemi eline almak, mücadele biçimlerinde, hayatımızı değiştirmek ve güzelleştirmek için önemli.
Şule: Hazır İngiltere’den örnek vermişken, İngiltere’deki kadın sorunları, kadın bakış açısıyla Türkiye arasında bir karşılaştırma yapabilir misiniz acaba?
Fergül: İngiltere ve Avrupa gibi gelişmiş ülkelere baktığımızda olaya, farklı kültürel geçmişleri var. Toplumsal olarak, dini, gelenek ve görenekler açısından çok farklı. Hıristiyan topluluklarda gelenekler daha çok dinsel faktörlere dayanıyor. Ekonomik sistemleri de Türkiye’den çok farklı. Üzerine güneş batmayan ülke tanımı vardır İngiltere için. Bir adadır. Dünyanın her tarafında Afrika, Karayipler, Uzak doğuda, Hindistan’da sömürgeleri vardı geçmişte. 68 olaylarıyla birlikte pek çok değişik ülke kendi bağımsızlıklarına kavuştu. Ekonomik olarak yine buralara bağlı yaşıyorlar. Gelir durumları çok daha köklü. Dolayısıyla halka da sosyal devlet kanunuyla verdikleri bir durum var. İngiltere de gittikçe geriye düştü. Bu kültürel iklim içerisinde, insanların davranışları da değişiyor. Batıyla doğu arasında bir tanımlama yapmak, sadece bu coğrafi konumuna göre değil, ekonomik ve sosyal durumlarına göre de bir değerlendirme yapmak gerekiyor. Hangisinin daha geri, hangisinin daha ileri olması yanlış bir bakış açısı. Eril tarih bize, “Doğu, dini, kültürü, bilgisi, geleneğiyle daha geridir, batı daha ileridir” şeklinde dayatıyor. İnsan hakları ve demokrasi açısından baktığınızda, ünlü bilim insanları buralardan çıkmış olabilir. Gelinen noktada Avrupa, sosyal ve ekonomik hayatta, insanların ruhsal mutluluklarında çok geriye gidişler oldu. Bizim gibi doğu ve İslam kültüründe olan ülkelerin çok güzel değer yargıları, gelenek ve görenekleri var. Her zaman bunlara sahip çıkmakla gurur duyuyorum. İnsanlarla ilişkileri, doğaya, çocuğa yönelik davranışları daha farklı. Kültürler arası kıyas yapmak değil, genel olarak kadın açısından baktığımızda, Avrupa toplumlarında kadına bakış hep erkek gözüyle olmuş. Batının değer yargıları üzerinden tarihi, coğrafyayı, bilimi, sanatı okurken kadınların hayatına da hep onların gözünden bakılmış. Burada kadınların toplum içerisindeki durumu çok daha iyi değil. Amerikan kültürünün etkisi altında. Amerika’nın kadına bakış açısına göre, kadın evindedir. Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır. Kadını toplumsal gelişme alanlarından hep geride tutmuş bir zihniyet. İngiltere’de de bu çok yaygın. Ekonomik, dinsel ve geleneksel nedenlerden dolayı durumları, bizimkilerden bir tık daha iyi. Türkiye gibi coğrafi ve ekonomik yönden daha şanssız bölgelerde, kadınların durumu elbette daha kötü. Bunlar hızla değişiyor. Kadınlar bilinçlendikçe, kendi haklarına sahip çıktıkça, iş hayatına kendilerini sokabildikçe, bu çarkın böyle gitmeyeceğini görüyoruz. Bundan sevinç duyuyoruz. Bunları başarmak, büyük bir beceri. Kadınlar farklı mesleklerde kendilerini var ederek bunları yapıyor.
Şule: Çok güzel bir tablo çizdiniz. Bakış açısına bağlı, ekonomik koşullar iyi olabilir ama bir gül bahçesi değil. Öyle olsaydı zaten bugün biz kadın ve insan haklarıyla ilgili konuşma yapmazdık. Sizi epeyce bir tanıdık. Son mesajınızı alalım. İzleyicilerimize neler söylemek istersiniz?
Fergül: Güzel sanatlar ve edebiyat alanında konuştuğumuz için buradan bakacağım. Kadınlar umut verici bir biçimde çocuk yetiştiriyor. Kadının insan hakları, eşit haklar için toplumda ve sistemde daha güzel günleri yaşamamız için okumak ve yazmak da bizlere çok önemli alanlar açıyor. Hangi işi yaparsak yapalım, hangi konumda olursak olalım, hangi engeller içinde olursak olalım, engelleri aşabilecek çok güzel bir ruh var kadınlarda. Gönül gözü, yürek gözü ve ruh ile okumalıyız, yazmalıyız diyorum. Beni davet ettiğiniz için çok teşekkürler. Tüm izleyen kadın arkadaşlarımıza sevgi ve selamlarımı iletiyorum.
Şule: Erkek izleyici arkadaşlarımız da bunlardan feyz alabilirler. Dergimiz olarak Kurtuluş Savaşı ve bağımsızlık mücadelemizin en önemli simgesi olan 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımızı en içten dileklerimle kutluyorum. Hepimizin Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun.
28 Ekim 2026
https://www.youtube.com/live/MfOu16J5GI4?si=Fj8Oq4DSPdZKWj_8
https://www.youtube.com/live/u2m_U7JHXuc?si=zWupyrHAfL54HxkZ
https://www.youtube.com/live/Muyk0yukgfo?si=pwUcpAXtBPLkJ5_X





