
HAZIRLAYAN: Turhan İÇLİ
İnsanlık tarihi boyunca bazı kişiler, yaşadıkları çağın çok ötesini görebilmiş; yaklaşan felaketleri sezmiş, toplumlarını uyarmış, fakat seslerini duyuramamışlardır. Bu nedenle Kassandra, yalnızca Yunan mitolojisinin trajik bir kahramanı değil, aynı zamanda evrensel bir insanlık simgesidir. Bugün “Kassandra Sendromu”, “Kassandra kehaneti” ya da “Kassandra uyarısı” gibi ifadelerin kullanılmasının nedeni de budur.
Kassandra’nın öyküsü, gerçeğin her zaman yeterli olmadığını; gerçeğin etkili olabilmesi için insanların ona inanmaya da istekli olması gerektiğini anlatır. Bilgi, güvenle birleşmediğinde yalnızlığa dönüşebilir. Bu nedenle Kassandra’nın dramı, yalnızca geleceği görmek değil, gördüğü geleceği değiştirecek güce sahip olamamaktır.
Kassandra (Cassandra ya da Kassándra), Troya Kralı Priamos ile Kraliçe Hekabe’nin kızıdır. Homeros’un eserlerinde ve daha sonraki Yunan tragedya yazarlarının yapıtlarında önemli bir yer tutar. Mitolojiye göre olağanüstü güzelliğe sahip olan Kassandra, aynı zamanda zekâsı, asaleti ve bilge kişiliğiyle de tanınır. Ancak onu ölümsüz yapan güzelliği değil; kaderidir. Kassandra’nın yaşamını değiştiren olay, güneşin, müziğin ve kehanetin tanrısı Apollon ile ilişkisidir. Mitolojinin en yaygın anlatımına göre Apollon, Kassandra’ya âşık olur ve onun sevgisini kazanabilmek için olağanüstü bir armağan sunar:
Geleceği eksiksiz görebilme yeteneği.
Kassandra bu armağanı kabul eder. Fakat daha sonra Apollon’un aşkına karşılık vermez. Bir tanrı verdiği kutsal armağanı geri alamaz. Bunun üzerine Apollon çok daha acımasız bir ceza verir. Artık Kassandra geleceği kusursuz biçimde görecektir. Söylediği her şey doğru çıkacaktır. Fakat… Hiç kimse ona inanmayacaktır. İşte Kassandra trajedisinin özü budur. Yanlış söyleyen değil… Doğru söylediği hâlde yalnız bırakılan insandır.
Kassandra’nın en bilinen kehaneti, Troya’nın yıkılışıdır. Paris’in Sparta’ya giderek Helen’i kaçırmasının büyük bir savaşa yol açacağını önceden söyler. Kimse onu dinlemez. Yıllarca sürecek Troya Savaşı başlar. Savaş boyunca defalarca yaklaşan felaketleri haber verir. Yine kimse inanmaz. En sonunda Yunanlar geri çekiliyormuş gibi yapıp dev bir tahta at bırakırlar. Bütün Troya halkı bunu zafer armağanı sanır. Kassandra ise çığlık çığlığa bağırır: “Bu atı şehrin içine sokmayın.” “İçinde askerler var.” Fakat insanlar onu deli sanır. Tahta at şehre alınır. Gece olduğunda içindeki askerler çıkar. Kapılar açılır. Troya yakılır. Tam da Kassandra’nın söylediği gibi.
Kassandra’nın trajedisi, yanılmış olmak değildir. Aksine her defasında haklı çıkmaktır. İnsanların çoğu haklı çıkmayı başarı sayar. Oysa Kassandra için haklı çıkmak, yeni bir acının başlangıcıdır. Çünkü söylediği her doğru, gerçekleştiğinde artık çok geç kalınmıştır. Bu nedenle Kassandra’nın bilgeliği mutluluk değil, sürekli bir yas üretir.
Şehir yıkıldıktan sonra Kassandra, Athena Tapınağı’na sığınır. Ancak burada da kutsal mekânın dokunulmazlığı korunmaz. Yunan savaşçısı Ajax (Lokrisli Ajax), tapınakta ona saldırır. Bu olay tanrıları bile öfkelendirir. Daha sonra Kassandra, Yunan komutanı Agamemnon’a savaş ganimeti olarak verilir.
İkisi birlikte Argos’a götürülür. Fakat Agamemnon’un eşi Klytaimnestra ile sevgilisi Aigisthos tarafından öldürülürler. Kassandra bunu da önceden görmüştür. Öleceğini bilir. Kimse yine inanmaz. Kader değişmez.
Aiskhylos’un ünlü Agamemnon tragedyasında Kassandra, Yunan edebiyatının en güçlü karakterlerinden biri hâline gelir. Burada Kassandra yalnızca geleceği gören bir kadın değildir. Aynı zamanda geçmişi, bugünü ve geleceği tek bir zaman çizgisi üzerinde okuyabilen bilge bir kişidir. Kendisini bekleyen ölümü bilir. Sarayın içinde işlenecek cinayeti bilir. Fakat yine de içeri girer. Çünkü kaderin değişmeyeceğini anlamıştır. Bu sahne, dünya tiyatrosunun en sarsıcı anlarından biri kabul edilir.
Mitolojinin ötesinde Kassandra, insan psikolojisini anlatan güçlü bir metafordur. Hayatın birçok alanında insanlar, hoşlarına gitmeyen gerçekleri reddetme eğilimindedir. Bazen bilim insanları yaklaşan çevre felaketlerini anlatır. Dinlenmezler. Ekonomistler kriz uyarısı yapar. Kimse önemsemez. Doktorlar salgın riskinden söz eder. İnsanlar abartı der. Yıllar sonra bütün uyarılar gerçekleşir. Bu nedenle psikoloji ve sosyolojide “Kassandra etkisi” denilen durumdan söz edilir. Gerçeğin reddedilmesi… Kanıtın inkâr edilmesi… Mesajın, mesajı getiren kişi nedeniyle değersiz görülmesi… Bütün bunlar Kassandra’nın yaşadığı kaderin modern biçimleridir.
Günümüzde “Kassandra Sendromu” ifadesi çeşitli anlamlarda kullanılmaktadır. Bir anlamıyla, kişinin yaklaşan tehlikeyi doğru biçimde görmesine rağmen çevresini ikna edememesidir. Başka bir kullanımda ise özellikle aile ve ilişkiler alanında, kişinin yaşadığı gerçeklerin çevresi tarafından sürekli inkâr edilmesi anlamına gelir. Her iki durumda da ortak nokta aynıdır: Gerçeğin bilinmesi… Ama kabul edilmemesi.
Tarih boyunca pek çok düşünür, bilim insanı ve devlet adamı yaşadıkları dönemde “Kassandra” muamelesi görmüştür. Savaşların geleceğini önceden görenler… Ekonomik çöküşleri haber verenler… Doğa felaketleri konusunda yıllarca uyaran bilim insanları… Çevre kirliliğini anlatan araştırmacılar… Başlangıçta çoğu zaman küçümsenmiş, hatta alaya alınmışlardır. Daha sonra haklı çıktıklarında ise bedeli bütün toplum ödemiştir. Bu yüzden Kassandra, yalnızca mitolojik bir karakter değil; siyaset biliminin, iletişim çalışmalarının ve risk yönetiminin de güçlü bir simgesidir.
Kassandra figürü yüzyıllardır sanatçıların ilgisini çekmiştir. Şairler onun yalnızlığını anlatmıştır. Romancılar onu hakikatin sesi olarak işlemiştir. Ressamlar çoğu zaman onu gökyüzüne bakan, çaresizlik içinde ellerini açmış bir kadın olarak resmetmiştir. Besteciler onun acısını operalara taşımıştır. Modern edebiyatta ise Kassandra, çoğu zaman toplumun duymak istemediği gerçekleri söyleyen entelektüelin sembolüdür.
Bugün Kassandra yalnızca Troya’da yaşamış mitolojik bir prenses değildir. O; bilim insanıdır. Gazetecidir. Hak savunucusudur. Muhalif düşünürdür. Vicdan sahibi yurttaştır. Bazen de aile içinde “Bunu yapmayın.” diyen ama dinlenmeyen kişidir.
Onun hikâyesi, gerçeği söylemenin tek başına yeterli olmadığını; toplumların doğruyu duyabilme kültürüne de sahip olması gerektiğini hatırlatır. Kassandra miti, insanlığın en eski sorularından birini gündeme getirir: İnsanlar gerçeği mi ister, yoksa hoşlarına giden hikâyeleri mi? Bu soru yalnızca antik çağın değil, dijital çağın da sorusudur. Bilginin hızla yayıldığı, fakat doğruluğun çoğu zaman göz ardı edildiği günümüzde Kassandra’nın sesi yeniden yankılanmaktadır. Gerçek, çoğu zaman alkış değil dirençle karşılaşır. Bu nedenle Kassandra, hakikatin ağır bedelini ödeyenlerin ortak simgesi hâline gelmiştir.
Kassandra’nın öyküsü, insanlık tarihinin en hüzünlü mitlerinden biridir. Çünkü bu öyküde trajedi, geleceği görememek değildir; geleceği görüp onu değiştirecek inancı başkalarında uyandıramamaktır. Kassandra’nın laneti, bilgi eksikliği değil, güven eksikliğidir. Haklı olduğu her an, aynı zamanda çaresizliğinin de kanıtı olur. Bu nedenle Kassandra miti bugün hâlâ canlıdır. İklim krizinden ekonomik dalgalanmalara, savaş uyarılarından insan hakları ihlallerine kadar pek çok alanda, zamanında ciddiye alınmayan uyarıların sonuçlarını yaşamaya devam ediyoruz. Her çağ kendi Kassandra’larını üretmekte; her toplum, onların sesini duyup duymamak arasında bir tercih yapmaktadır.
Belki de Kassandra’nın bize bıraktığı en büyük ders şudur: Gerçek, yalnızca söylenmeyi değil, dinlenmeyi de hak eder. Bir toplumun olgunluğu, yalnızca hoşuna giden sözleri alkışlamasıyla değil, rahatsız edici gerçeklere de kulak verebilmesiyle ölçülür. Hakikatin değeri, onu dile getiren kişinin yalnız bırakılmadığı ölçüde korunabilir.
Kaynak: Yapay Zekâ.







