
YAZAN: Nazik IŞIK
Bilmem tanıyanınız var mıdır; Nevin İl’i 7 Temmuz 2026’da kaybettik. Benim çok sevdiğim, yıllardır az görüştüğüm bir arkadaşımdı.
Bu yazıyı yazmadan önce arkasından yazılan haberlere bir göz attım. Nevin’in hayat boyu mücadele ettiği meseleler açısından gayet anlamlı sözlerle neler-neler demişler.
Mesela "iş kadını" demişler, ki doğrudur. Uzun yıllar inşaat malzemeleri alım-satımı işlerinde çok çalıştı. Kuzey Irak’ta işler kurduğunu, habire yollarda olduğunu, gidip geldiğini bir karşılaşmamızda bana bizzat kendisi anlatmıştı.
Mesela "Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası’nın 2022’den bu yana Meclis Başkanıydı" demişler, ki doğrudur. 143 yıllık geçmişi olan Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası’nın ilk kadın Meclis Başkanıydı hem de. Oğlu Yavuz Can’a ve ailesine bıraktığı kişiliğine ilişkin güzel özelliklerine ilaveten çok anlamlı bir unvan da bu olsa gerek.
Sonra "kadın hakları aktivistiydi, kadın emeğinin görünürleşmesine çok emek verdi" demişler, ki bu da doğrudur. Ben de kendisini tam da bu çalışmalar üzerinden tanımış; sessiz duran, az konuşan ama derin ve samimi bir arkadaş edinmiştim. Yani bu alandaki mücadelesinin 25-26 yıl öncesinden gelen bir tanığıyım.
Diyarbakır’da aile kabristanına defnedilirken tabutunu kadınlar taşımış. Çok doğru yapmışlar. Nevin, yıllardır kadınların özgürlüğü için mücadele eden kadınlardandı. O’na saygılarını, sevgilerini böyle ifade etmeleri güzel olmuş, teşekkür ederim.
"Çocukluğundan bu yana siyasi hareketler içinde yer almıştı" demişler, ki bu da en azından benim tanıklık ettiğim zamanlarda da var olan hasletlerindendir, yani doğrudur. Kendi tanıklıklarım üzerinden aşağıda anlatacağım…
İstanbul’da tedavilerini sürdüren doktorunun açıklamasına göre, 16 yıldır kanserle mücadele ediyormuş. Bilmiyordum. Bir karşılaşmamızda, Diyarbakır Havalimanı'nda o İstanbul’a gidiyordu, ben Ankara’ya yolcuyduk. Zamanımız vardı, özlemle sarıldık ve sohbet ettik. "İş için gidiyorum ama gitmişken doktorumla da görüşeceğim, çok daha iyiyim" demişti. Kanserin adı bile geçmemişti aramızda. Nevin buydu zaten; hem açık hem de kapalı insanlardan. Kendisine ilişkin hiçbir şeyi kolay kolay paylaşmayan, asla böbürlenmeyen, dertlerini dökmeyen ama sevincini, neşesini, güzel şeyleri konuşmayı seven insanlardandı.
Arkasından yazılanlarda olmayan, benim tanıklık ettiğim birkaç özelliğini de ben paylaşmak isterim.
Örneğin Nevin, daha çocuk sayılacağı yıllarda, henüz 14-15 yaşlarındayken, Diyarbakır’da, 1980 12 Eylül Darbesi öncesinin en büyük kadın örgütü olan İlerici Kadınlar Derneği (İKD) ile tanışmış. Ben de bir İKD’li olduğumdan, birbirimizin bu geçmişini paylaşmış, İKD’de neler olup bittiğine dair gözlemlerimizi de konuşmuştuk onda kaldığım bir akşam. Bu sohbet, İKD’nin hayatımda nasıl bir rol oynadığını düşünürken hatırladıklarım arasındadır hep. Çünkü bu paylaşım da dahil olmak üzere, Anadolu’daki İKD örgütleriyle tanışmış Nevin’in ve benim kuşağımdan kadınlar ve kız çocuklar bana hem İKD’nin Anadolu illerinde kadınlar için neler yaptığını hatırlatır hem de o yıllarda yaptığımız "İKD’de kadınlarla anadillerinde konuşma" tartışmalarımızı.
Hatta, çok somut olarak Nevin’e de anlatmış olduğum, İKD’nin sanırım 2. Kongresi’nde sağlıklı hamilelik, doğum kontrolü gibi bilgilendirme çalışmalarının kadınların anadillerinde olmadığında hiçbir yararı olmadığını anlatan Mardin’den ve Arapça konuşan İKD delegelerinin konuşmalarıyla başlayan o tartışmayı hatırlatır. O gün, imzacılarından biri olduğum bir önerge hazırlamış, eğitimlerde ve çalışmalarda kadınlarla kendi dillerinde konuşmayı kongre kararı haline getirmeye çalışmıştık. Çok önemliydi; çünkü 12 Eylül Darbesi sonrasında İKD’nin yargılanıp kapatılmasında bu kongre ve bu önerge de yer aldı. Bu hikâyem, Kürtçeyi sonradan öğrenen bir Kürt kadın olarak Nevin’i etkilemişti. O’nun gülümsemesini ve kadınlar açısından anadilin önemini konuştuğumuzu anımsıyorum.
Evet, o zaman öğrenmiştim Nevin’in Kürtçeyi sonradan öğrendiğini. Annem Boşnak olmasına, anneannem bizlere Boşnakça masallar anlatmasına rağmen ben ve kardeşlerim Boşnakça öğrenememiş çocuklarız. Nevin’in kimliğinin Kürt parçasına ve diline sahip çıkması, ailesinin anadilini öğrenmeye önem vermiş olması bu nedenle beni çok etkilemişti.
Nevin, ilk Kürtçe kadın dergilerinden biri olan Jiyan’ın hukuki sahibiydi. Bilmeyenler için araya sıkıştırayım; Jiyan, Kürtçede "Yaşam" demek. Dergi kısa bir süre içinde kendini çevirememiş, Nevin’in cebinden karşılayamadığı ciddi borçlara yol açmıştı. Bir ortak arkadaşımızla ben, Jiyan’ın yayın hayatında kalabilmesi için bir proje kaleme almış ve borçlarını kapatacak bir gelir elde etmeye çalışmıştık. Pek başarılı olduğumuz söylenemez ama Nevin’in bu çabamıza gösterdiği güveni hatırladıkça, bunca yıl sonra bile bu örnekten dayanışmanın güzelliğini hissediyorum.
Evinde gecelememin nedenini merak edenlere hemen cevap vereyim. Ben Nevin’i (ve ablası Pervin’i) ilk olarak 2001’de, İstanbul’da yapılan uluslararası bir toplantıda tanıdım. Çalıştığım Devlet Planlama Teşkilatı’ndan görevli gitmiştim o toplantıya. Toplantının içeriği ev eksenli çalışan kadınlardı. Çok etkilenmiştim; dünyanın çeşitli yerlerinden örgütlenme deneyimlerini öğrenmekten, ILO'nun (Uluslararası Çalışma Örgütü) ev eksenli çalışmaya ilişkin sözleşmesiyle ilgili gelişmeleri dinlemekten ve hem kendi hesabına hem de fason ağların işçisi olarak çalışan Türkiye’den ve birkaç başka ülkeden gelen yoksul ama örgütlü kadınların temsilcileriyle tanışmaktan. O toplantıda, "Türkiye’de ev eksenli çalışan kadınların örgütlenmesi mümkün müdür?" sorusuna Pervin’in "İş üzerinden olursa örgütlenilebilir" deyişi hâlâ kulaklarımdadır.
Sonra Ev Eksenli Çalışan Kadınlar Çalışma Grubu’na katıldım ki Nevin ilk kuranlardan biriydi. Nevin’in evinde çok Çalışma Grubu toplantısı yaptık, çok sayıda il çalışması organize ettik. Avcılar Ev Eksenli Çalışan Kadınlar Kooperatifi’ni açtığımız günkü heyecanımızı da hiç unutamam.
Evinde konakladığım bu akşamlarda çalışarak sabahladığımız da oldu, sohbete zaman ayırdığımız da. Kimseye karşı küskünlüğü olmayan, varsa da dışa vurmayan bir kişilik ve siyaseten yakın olmadıklarıyla bile görüşebilen Nevin’in evinde mutlu ve mutsuz zamanlar gördüm.
Örneğin; altı yıllık bir beraberlikten sonra bir evlat sahibi olmaya karar verip daha hamileliğinin 2. veya 3. ayında bir konaklama yerinde, şehirler arası otobüste uyurken beton direkler taşıyan bir kamyonun duran otobüsü biçmesiyle oluşan kazada eşi Yavuz’un ölmesinden sonra da Nevin’in evinde kaldığım zamanlar oldu. O zor günlerin bir kısmına; biricik evladı Yavuz Can’ın hamileliğine de doğumuna da Nevin’in direncine de bir anlamda tanıklık ettim.
Sonra Nevin yeni bir hayat kurdu; İstanbul’dan Diyarbakır’a taşındı, iş kurdu, Ev Eksenli Çalışan Kadınlar Çalışma Grubu’ndan ayrıldı. Ben de Nevin’le karşılaştıkça görüşür oldum, nadiren de telefonla görüştük.
Nevin’in ardından son söz yerine şunları söylemek isterim: Nevinciğim, sen yürekli, son derece sade ama öz güveni çok yüksek bir insandın. Ben seni çok sevdim, samimiyetimizi her zaman çok değerli bildim. Ruhun şad olsun. Başlattıklarını yerde bırakmayacak çok kadın yetişti, rahat uyu.
17 Temmuz 2026
Antalya





