Arı Kovanı

KRALİÇE ARILARDAN BİRİ 2. Bölüm

Kısa kıvırcık koyu saçlı Şenal Saruhan, bir masanın başında oturuyor. Yüzünde hafif bir gülümseme ve doğrudan kameraya bakıyor. Üzerinde açık sarı-krem tonlarında bir ceket, içinde koyu renk bir bluz. Ceketin ön kısmında bir rozet takılı ve boynundan aşağı doğru ince bir zincir veya kordonla bağlı bir gözlük sarkıyor; gözlük çerçevesi kırmızımsı renkte. Elleri masanın üzerinde.

SÖYLEŞİYİ YAPAN: Şule SEPİN İÇLİ

 

Şule: Biraz da milletvekilliği sürecini paylaşabilir misiniz? Bir kadın milletvekili olarak gözlemleriniz neydi?

Şenal: Beni gerçekten arkadaşlarım teşvik etti. Hiç düşünmedim milletvekili olmayı. Çünkü yaptığım işler beni tatmin ediyordu. Avukatlık, öğretmenlik yapıyorum, bir derneğim var. Halka hizmetse amaç, Öğretmen okullarında, köy enstitüleri anlayışıyla, Cumhuriyet Devrimleri’nin çizgisiyle, kısaca bu ruhla yetişmiş bir insan olduğum için halka hizmeti gerçekleştiriyorum. Öyle bir babanın ve annenin çocuğuyum. İlerici marşlarıyla, Nazım şiirleriyle büyümüş bir çocuğum. Bunlar bana yetiyordu. Özellikle Türkiye kadın tarihinde çok önemli bir isim olan, ‘Kadın Dayanışma Vakfı’nın kurucusu ve ‘Nükleer Tehlikeye Karşı Eğitimler Derneği’nin kurucusu, aynı zamanda bizim derneğimizin de kurucusu Profesör Leziz Onaran, bütün kuruculuğu süresi içerisinde, kadınların milletvekili konusunda bizi teşvik etti. Oldukça yaşlıydı ve arkadaşlara da onun empoze ettiğini düşünüyorum. Bazıları dernek başkanı olan 5000 kadının imzasının yer aldığı dosyayı, Leziz Hoca o dönemin parti başkanı olan Deniz Baykal’a götürdü. Bunu kimse önemsemedi ve “Gel vekil ol” diyen kimse olmadı. Daha sonra arkadaşlar, Parti Meclisinde görev almam konusunda çaba gösterdiler. CHP komisyonlarından, birlikte çalışma önerileri geldi. Bende de bir bilinç gelişti. Kadın hareketinde öne çıkmış arkadaşlarımızın desteği olabilir. Arkamda kocaman bir derneğimin bana katkısıyla, 60 yaşıma kadar olan birikimlerimle bir şey yapabileceğimi düşündüm. Önce Disiplin Kurulunda, sonra Parti Meclisinde görev yaptım. Sayın Kılıçtaroğlu’nun parti başkanı olduğu dönemde, 6 büyük kent için 6 kadının 1. sıraya yerleştirileceğini söylediler. Eşim, ön seçime girmem gerektiğini, ismimim geçtiğini, birisi tarafından oraya yerleştirilmemin doğru olmadığını söyledi. Geri adım attım ve ön seçimde partinin iç işleyişiyle bir dolu olayı bilmediğim için çıkamayacağımı düşündüm. ‘Azı Çoğaltmak’ diye bir proje yürütüyorum. Parti Meclisinde çalışıyorum. Aktif çalışmalarım da var. CHP’li kadın arkadaşlarla, Türkiye’de parti üye sayısı binin altında olduğu Güneydoğu Anadolu’yu adım adım dolaştım. Üzülerek söylüyorum ama küçük politik oyunların hiç içinde olmadım. Bu kadar çalışmayla görünebileceğime inandım. Ankara 2. Bölge adayı gösterildim. Onun da bir hikayesi var. MYK listeleri hazırlar, parti meclisine sunar ve Parti Meclisi de bunu onaylar ya da bazı değişiklikler yapar. Kocaman tahtaya listeler asıldığında benim adım yoktu. Boş listeye Diyanet’de çalışan bir kadın arkadaşın adı yerleşmişti. Parti Meclisindeki erkek arkadaşlar genel başkana hitaben bir dilekçe hazırlamışlar. Daha sonra İstanbul Milletvekili olan Ali Özcan ve adlarını tek tek sayamayacağım arkadaşlar, 2. Bölgeye benim aday gösterilmemin uygun olduğunu belirtmişler. Bana, bu durumdan söz ederek izin almak istediler. Ben de orasının nasıl olsa bir arkadaşımız için düşünüldüğünü, yorulmamaları gerektiğini söyledim. Ama onlar 18 kişilik imza dilekçesini genel başkana verdiler. Akşam eve geldiğimde, artık milletvekili adayı değildim. DİYANET’te çalışan arkadaş kabul etmemiş. Ertesi gün benim adım çıktı. Beni aday gösteren Sayın Kılıçtaroğlu değil, Parti Meclisi’ndeki arkadaşlarımızdı.

Şule: Zaten Kılıçtaroğlu’ndan bir demokrasi madalyası da aldınız.

Şenal: Evet, bir madalya da aldım. Böyle düşünmesinden dolayı üzgünüm. Tabi Siyasi partilerin ayrı olma sebepleri var. Ülke çıkarları için farklı ideolojilere sahipler. Ama izledikleri yol, yöntem ve ideolojilerine özen göstermeleri gerekirdi diye düşünüyorum. 2005 yılında yürürlüğe giren Türk Ceza Yasası AKP döneminde yürürlüğe girmişti. Ön mücadele içerisinde bu yasanın hazırlıkları vardı. AKP 2002’de parlamentoya geldi. Hem Türk Ceza Yasasını hem de Türk Medeni Yasayı geçirmek zorunda kaldı. Bir süre sonra kadınlar yararına olan bu düzenlemeler konusunda geri adım atma eylemlilikleri başladı. Kadınların cinsel tacize ve şiddete uğramalarıyla, cinsel tacizdeki yaş sınırıyla, evlilik yaşıyla ilgili sorunlar konusunda değişiklik önerileri gelmeye başladı. Parlamentoda, bu önerilere karşı çok duyarlı bir kadın grubu vardı. Kadınların bu direnci, o tarihlerde AKP’nin yasalarda geri uygulamalar yapmasının önüne geçti. Aynı zamanda parlamentodaki bu kadınlar, dışarıdaki kadın örgütleriyle sıkı bağlar kurdu. Zaten ben o kadın hareketi çevresinden geldiğim için ve Ankara’nın kadın hareketi birikimine vakıf olduğum için onlarla çok kolay temaslar kurmamız mümkün oldu. Esas olarak ‘Kadının insan hakları’ konusunun yanında, ‘İnsan haklarıyla da çalışan bir avukatım. Uluslararası insan hakları alanında ödülü olan bir insanım. Parlamentoda ‘Kadının insan hakları’ yerine, insan hakları komisyonunda da yer aldım. O komisyonda, kadının insan hakları kavramını sürekli ifade etmeye, bunun insan hakkı sorunu olarak ele alınması gerektiği noktasında emek vermeye çalıştım. Gerek Miras Hukuku ile olsun gerekse cinsel şiddet meselesiyle ilgili olsun, kazanılmış hakların geriye çekilmesi noktasında, AKP’nin geri adım atması için kadınlar olarak bir duvar örmüştük. Aynı dönem, 6284 Sayılı yasanın kabulü için çok aktif görevlerimiz ve çabalarımız oldu. O yasanın korunması ve geliştirilmesi konularında, atılacak her geri adıma karşı kadın milletvekilleri bir duvar ördü. Sadece ben değil tabi, Aylin Nazlı Aka, Şafak Pavey gibi ‘Kadının insan hakları’ meselesini kavramış ve o meselelere karşı uygulamalara dikkatle davranan, Müdahil olan, yasaların AKP çoğunluğuna rağmen geçmesini engelleyen güçlü bir yapı, bir grup vardı parlamentoda.

Şule: Şimdi de epeyce bir kadın vekil var ama aynı duvarı neden öremiyorlar acaba sizce?

Şenal: Şu an içinde bulunduğumuz dönemin bir özelliği var. CHP’li kadın arkadaşlar başka bir probleme kanalize olmuş durumdalar. CHP’nin içindeki bu ikili tablo, insanları Türkiye’nin temel meseleleriyle uğraşmak yerine, kendi iç meseleleriyle uğraşır hale getirdi. Şu an meclisteki arkadaşların konumlarını bilmiyorum. Kadın hareketi içinden gelmek çok önemli. Parlamentoya giden kadınların, mutlaka kadının insan hakları noktasında bir eğitimle aday olmaları ya da seçilmeleri gerekiyor. Türkiye’de hala kadın milletvekili sayısında eşitlik sağlanabilmiş değil.

Şule: Bu görüşünüze aynen katılıyorum. Kadın milletvekili deyip içinin boş olmaması lazım. Çünkü kadın mücadelesi hakkının verilmesi gereken bir alan. Sizin kaç kitabınız var?

Şenal: ‘Kafes’ ve ‘Efirli Günlüğü’ adlı iki öykü kitabım var. İkisi de siyasi davalar sırasındaki izlenimlerimi anlatıyor. Çoğunlukla kadın hikayeleri. 36 gün tutuklu kaldığım sürece günlük tutmuştum. Efirli Cezaevi anılarımdan oluşuyor ‘Efirli Günlüğü’ kitabım. Çok sayıda hukukla ilgili kitabım var. ‘Deprem Ve Hukuk’, ‘Kadın Hakları’, ‘Ceza Hukuku Önünde Kadın’, ‘Terörle Mücadele Yasası’, ‘İlhan Erdost Davası’, ‘Çalışma Hakkı’, ‘Öğrenci Öğretmen İlişkileri’, ‘Eğitim Seferberliği’ kitaplarım var. 4 baskı yapan, Madımak Katliamı anılarımdan oluşan ‘Sivas Katliamı’ kitabım var. İki ciltlikti, üç-dört ay önce Ankara Barosu, bir cilt haline getirerek bastı. Kocaman bir yasa kitabı gibi olmuş. Aynı zamanda dijitale koydular. Bana en sevimli gelen, ‘Bir Savunma Avukatının Anıları’ son anı kitabım. 3. Baskısını yaptı, okunuyor diye çok seviniyorum. Hem bir kadın hikayesi hem de Türkiye’mizin hikayesi. Zaten hepimizin hikayeleri, Türkiye’nin sosyal ve siyasal ortamından uzak değil.

Şule: Tiyatro haline de getirildi değil mi?

Şenal: ‘Kafes’ ve ‘Efirli Günlüğü’ oyunlaştırıldı. Şu an oynanıyor. Almanya’da oynadı eylül ayı içinde. Beni de galaya davet ettiler. Çok onur duydum, insan böyle şeylerden doğal olarak zevk alıyor. Ama başkasının hayatıymış gibi ağlayarak izledim. Bana çok ilginç geldi bu. 1986’da Ankara Sanat Evi Tiyatrosunda da tek kişilik olarak Nazan Kırılmış oynamıştı. Kadın oyunu, bir avukatın yaşamından bölümler. Antalya’da ‘Bir Gece’ tiyatro grubu oynuyor. Sivas davasından yanarak ağır yaralı olarak sağ kurtulmuş, kardeşini kaybetmiş Serdar, daha sonra tiyatro bölümünü bitirdi Ankara’da. Yönetmenlik yapıyor. Dumandan dolayı sesi kısık olduğu için oyunculuk yapamıyor ama yönetmen olarak çok başarılı. O da sahneye koydu. Atılım adında bir genç kız tek kişi oynuyor. Üç grup da kendi içinde çok başarılı ya da bana öyle geliyor.

Şule: Ben de izlemiştim, gerçekten çok başarılı. Şiir yazıyor musunuz?

Şenal: Şiir yazıyordum. Şiir kitabım yok ama şiirlerim pek çok dergide yayımlandı. ‘Sivas’ şiirim var. Çok uzun, bence iyi de bir şiir oldu ama insan her şeyi yapmak istediği zaman birçok şeyi ihmal ediyor, yapamıyor. Avukatlık, annelik, ev kadınlığı, iyi-kötü yazmaya çalışmak, sokakta, toplumsal mücadele içinde olmak... Biz kadınlar hep birbirimize benziyoruz. Koşa koşa yapıyoruz her şeyi. Her şeyi de yapmak istiyoruz.

Şule: Bu kadar çok çalışma yapıyorsunuz. Bir de çok az çalıştığınızı söylüyorsunuz ama bu size yapılmış bir haksızlık diye düşünüyorum. Sizi evde de gördüm. Her şeyi dört dörtlük yapmaya çalışıyorsunuz. Bir taraftan da toplumsal işlerle ilgileniyorsunuz. Çok duygusal bir yapınız var. Bu kadar mücadele içinde kalıp bu duygusallığınızı nasıl koruyorsunuz? Üzülerek söylüyorum, zaman içinde pek çok kadının erkekliğe özenmişliğini görüyorum. Bizi kadın yapan o içtenlik duygularının yok olmaması çok önemli. Bir yandan da bunların altını çizmek gerekir. Biraz da bunlardan konuşalım. Öykü ve şiirlerinizi dergimize konuk etme sözünü de sizden almış olalım.

Şenal: “Acaba çalışkan mıyım’ diye kendime soruyorum. Yıllardır çok erken kalkar, çok erken saatlerde yemeğimi yapar, sabahın erken saatinde sokağa çıkar, koşa koşa öğretmenlik için okula gider, 12 Eylül koşullarında koşturarak Mamak’a gider, orada geç saatlere kadar kalırdım. Bu insana bir tempo alışkanlığı kazandırıyor. Hiç yüksünmedim. Şimdi biraz zor geliyor. Artık yaşlandım, ağrılarım var. Sokaktayım ama eskisi kadar dinç değilim. Sağlamken, insan her yere yetişebilir diye düşünüyordum doğrusu. Duygusallık meselesinde çok haklısın, erkekleşmemek gerekiyor. Toplumsal yaşamın içinde kadın olarak en önemli özelliğimiz, duygudaşlığı bile bilmek.

Şule: Bence erkeklerin de bunu öğrenmesi gerekiyor, çok önemli.

Şenal: Bizim bunu kesinlikle terk etmememiz gerekiyor. Bizim birbirimize çok ihtiyacımız var. Çok kullanılan bir söz var: ‘Kadın kadının yurdudur’. Bizim insanları sevmeye, insanlara sevgiyle yaklaşmaya çok ihtiyacımız var. Sevginin ve nezaketin bizi çoğalttığını düşünüyorum. Kabalık, karşımızdakini kırıyor, bizi de yok ediyor.

Şule: Belki de sizin yaşamınızda mahalledeki kadınların yaşadıklarını içinizde taşıyarak oralara getirmek de çok önemli. Çünkü pek çok kişi, bir şeyleri savunuyor ama o kadınlarla tam olarak bütünleşmiş olmuyor.

Şenal: İlla bir cezaevine girip oradaki tutuklu, hükümlü kadınlarla karşılaşmış olmak değil, Hepimizin kendi ailemizden de bakarak düşünmemiz lazım. Cezaevindeyken ne güzel şeyler yaptım kadınlara. Bazı kararlarını yargıtaydan bozdurdum, tahliye olmalarını sağladım. Beraat ettirdim. Bunların hepsi ‘Efirli Günlüğü’ kitabında var. Kitabın arkasına yazdım, neler oldu diye. İnsanı tanımak, işin en önemlisi. İnsanı, bütün özellikleriyle bilerek ve kendi özelliklerimize bakarak çoğaltırız. Biz de insanız çünkü. Ne geldiğimiz yeri ne bulunduğumuz mevkiyi, insanı unutmamak gerekiyor.

Şule: Sizi Parti Meclisindeki arkadaşlarınız taşımış ama Özgür Özel de çok güzel kucakladı. Tabi ki karşı çıkanlar olabilir, zaman zaman benim de sizi eleştirdiğim ve size katılmadığım yanlar oluyor. Sadece Özgür Özel’in değil, genel anlamda pek çok insanın, kadınların ablası, kadınların çok saygı duyduğu bir insansınız. Ego anlamında yarışmaya çalışan ama yine de saygısını eksik etmeyen pek çok kadınla karşılaştım. Kadın Mitingi döneminde bunları da deneyimleme fırsatım oldu. Son olarak bize iletmek istediğiniz mesajlar mutlaka vardır. Onları da alalım.

Şenal: Çok teşekkürler. Seni ve çevrendeki arkadaşları kutluyorum. Yazmak, üretmek, yazılı belgeler bırakmak çok çok değerli. Belki ben eski bir kadın olduğum için böyle düşünebilirim ama hala elimizde tuttuğumuz gazetelere, gözümüzle gördüğümüz, izlediğimiz metinlere ihtiyacımız var. Bunu yapıyorsunuz. Seni yazmak lazım. Eli kalem tutan biri yazabilir ya da sen de kendini yazabilirsin.

Şule: Kendimi o durumda görmüyorum açıkçası.

Şenal: Bir örnek diye söylüyorum. Hepimizin yaşamından öğrenebileceğimiz şeyler var. Örgütlü, dayanışma içinde olabilmenin ve bir arada yürümenin bizi aydınlığa götüreceği inancındayım. Esas yaşam tarzımızın bunun üzerine kurulması gerektiğini düşünüyorum. Evimiz var evet, biz varız evet, bizi sarmalayacak örgütlerimiz hep olmalı. O örgütler içinde hep birlikte var olmalıyız ve birlikte yürümeliyiz. Tabi koca bir memleketin de sahibi olmalıyız.

Şule: Son zamanlarda kadın hakları anlamında çok geriye gidiş var ve kadınların hayatını değiştirmek gerçekten çok zor. Pek çok kadın özel yaşamında erkeklerin peşinden koşuyor. Bazen bu mücadeleleri verirken neden biz bunları değiştiremiyoruz? Neden bu kadınların hayatlarına dokunamıyoruz diye bir duygu yaşıyoruz. Cezaevinde pek çok kadının hayatına dokummuşsunuz ama bazen kendi kaderine razı olan, değişim göstermeyen kadınlar da oluyor. Bu kadınlar için de sözlerinizi duymak istiyoruz.

Şenal: İki nokta var: Birimcisi, bir insan ve bir kadın olarak kendimize güvenmek, kendi değerimizin farkında olmak, “Ben değerliyim,” demek. Bunu kendimizi yukarıda gördüğümüz için değil, “Benim de hak ettiğim iyilikler, güzellikler var” demek ve kadere razı olmamak, daha ileri gitmek için mücadele etmek gerekir. Başka bir nokta daha var. Örneklerden de yararlanmak ya da örnek olmaya çalışmak. Kıyıda köşede kalan, kendi kaderine teslim olan kadınlar için kadın örgütlenmelerinin, kadın bakanlıklarının, kamusal alanda devletin de sorumlulukları var. Kadınların eğitim meselesi var. Kendi kaderine rıza gösteren kadınların çoğu eğitim olanaklarına kavuşamayan ya da ilk, ortaokul eğitimiyle kalan kadınlar. Okuyoruz, okuyup görüyoruz, öğreniyoruz. Bilgi gökten düşmüyor, araçlarla bize geliyor. Bilemeyen kadın, onun hakkı olduğunu da bilemiyor. Bir işe yarayabileceğini, bir üretimin içinde olabileceğini bilemiyor. Sadece bireysel çabalar değil, Sivil alanın örgütlü çalışmalarının olması, devletin gerçekten kadın ya da erkek kendi yurttaşına sahip çıkan bir politikasının olması gerekiyor. Herkesi gören göze ihtiyacımız var kamuda.

Şule: Bir kadın düşünün. Belirli bir mesleği var, çalışıyor, ekonomik durumu uygun. Aile içinde kendini çok ezdiren, erkeğin peşinde koşan, aldatıldığında boyun eğen, haklarını bildiği halde, bunu yaşama geçiremeyen, kendine çok fazla değer veremeyen kadın. Bunları başka bir gün tartışma konusu yapmamız lazım. Hak mücadelesini kendince veriyor ama kocası ne isterse onu yapıyor. Bizim de açmazlarımız vardır mutlaka. Kendimizle yüzleşince bunları buluyoruz belki. Örgütleniyoruz, bilgileniyoruz tamam, o bilinçlenmeyi içselleştiremiyoruz. Mesela, pek çok şeyi bilen bir avukat, neden malını mülkünü eşine bağışlar? Neden eşinin şiddetine katlanır? Böyle o kadar örnek var ki sizin çevrenizde de mutlaka vardır. Aldatılmış bir kadına, kendini ezdirmemesini, güçlenme yollarını anlatıyoruz. Bir türlü birilerinin peşinden koşmaktan kendini kurtaramıyor. Öyle olunca da erkeklerin istediği bir hayat oluyor.

Şenal: Bu söylediğin yaşanan bir olay. Malı mülkü ve işi olan, kocasının emir eri gibi yaşayan o kadını değiştirip dönüştürebilmenin yolu, onunla iletişim kurabilmektir. Onun sorunlarını, neden bunlara rıza gösterdiğini anlamaktır. Neden rıza göstermemesi gerektiğini ona anlatmaktır. Bu hep somut üzerinden yürüyecek bir durum. Bizlerin yaptığı, daha genel, daha herkese yönelik. Ama bir de özel alan var. Bu özel alan, bizim kendi çevremizde de örgütlerimizde de öyle. Hepimiz birbirimize benzemiyoruz, hepimiz aynı şeyleri yaşamıyoruz. Çok eşitlikçi davranırken kul-köle oluyoruz belki. Bütün bunlar, hep birlikte aşılabilecek konular. O özel yaşamın içine girerek değerlendirme yapmak gerek.

Şule: Sanki anlatmaktan çok kendine değer veren, mücadele eden, içselleştiren çok az kadın var. Belki o insanlar, bu örnekleri çok göremiyor. Boyun eğen çoğunluk çok fazla. “Ben yapıyorum, o da yapıyor, herkes yapıyor” şeklinde geçiştiriliyor. Gerçekten çok zor bir süreç. Bunları kendi deneyimlerimden de biliyorum.

Şenal: Galiba insanın kendine değer vermesini sağlayıcı bir yöntem bulmak lazım. Kendine değer vermeyen birinin rıza göstermesi, iyilik değildir. Geri adım atıyoruz, mücadele etmiyoruz.

Şule: Belki bu konularla ilgili bir araya gelerek konuşmamız, toplanmamız lazım. Kendi yaşantımızda yapamadıklarımızı bilirsek, başkalarına daha kolay anlatabiliyoruz. “Ben şunları yaptım, şöyle mücadeleciyim, böyle aştım” demek değil, “Ben de yapamadım ama şunları yaparak çözebildim” demek gerekiyor.

Şenal: Yapabilen örnekleri göstermek gerek. Çok iş var.

Şule: Siz de çok rastlıyorsunuzdur bunlara. Şu anda umut vermek için belki bunları bilinçli olarak görmezden geliyorsunuz. O kadar deneyiminiz var, cezaevinden ve mücadele alanınızdan. Çok teşekkür ediyoruz. Sizi ağırlamaktan çok mutlu olduk.

Şenal: Çok teşekkür ediyorum ben de.

15 Temmuz 2026

KRALİÇE ARILARDAN BİRİ 2. Bölüm